top of page

EMEK GENÇLİĞİ

#bülten

#bülten

EMPERYALİZM VE SAVAŞLAR

Eylül 2025

SAVAŞ NEDEN ÇIKMAZ?

X - Savaşlar ulusal çıkarların çatışması doğrultusunda çıkar.

Y - İktidarlar ulusları kaynaşmış, sınıfsız bir toplam gibi gösterir. Savaştan çıkarı olan tekelci burjuvazidir, halklar savaşta canlarını ve mallarını kaybeder, sefalete sürüklenirler.

X - Savaşlar sınır güvenliği/ulusal güvenlik gerekçesiyle çıkar.

Y - Çoğunlukla güvenlik bahane edilerek savaş tezkereleri geçirilmeye çalışılır ancak sınırlardaki güvensizliği de savaşı da yaratan tekelci burjuvazidir. Halklar komşu ülkedeki insanlarla durduk yere savaş başlatmaz.

X - Savaşlar kavgacı, savaş yanlısı liderlerin canı istedi diye çıkar.

Y - Savaş/çatışma kararları Trump, Putin gibi “dengesiz ve despot” liderlerin fevri kararları gibi gözükse de bunlar birkaç insanın kişisel tutumuna kalamayacak önemdedir.

EMPERYALİZM NEDİR VE SAVAŞ NEDEN ÇIKAR?

Kapitalizmin gelişmesiyle üretim yoğunlaşmış, hammadde ve pazar arayışı sınırları aşmıştır. Ülkelerin tekelleri daha geniş coğrafyaları sömürmek ve mallarını satmak, üretim merkezlerini emeğin daha ucuz olduğu bölgelere kaydırmak için yarışa girmiştir.

Bu yarış hep serbest piyasada kendini gösterenin, iyi olanın kazandığı bir yarış olmamış; kızıştığı yerlerde bölgesel ve hatta küresel boyutlara varan savaşları başlatmıştır.

 

İşte kapitalizmin geldiği nokta tekellerin ulusal sınırları aşarak çıkarlarını yarıştırdığı ve buna da tüm dünya halklarını alet ettiği aşamadır: EMPERYALİZM AŞAMASI

Kapitalist-emperyalist devletler arasındaki savaş, tekellerin paylaşımda anlaşamamalarından çıkıyorsa barış da güncel paylaşımdan anlık olarak tatmin olduklarından olur.

ORTADOĞUDA NELER OLUYOR?

GÖRÜNENLER:

Bugün El Kaide’den köken alan bir örgüt olan HTŞ, Suriye’de 61 yıllık Baas rejimini yıkarak Şam’ı ele geçirdi. O zamandan beri hem kuzey ve kuzeydoğu Suriye’deki başta Kürtlerin ve son olarak da güneydeki Dürzilerin tüm güçlerini merkezi yönetime katmak istiyor. Önce Alevileri sonra Dürzileri katletmeye girişen HTŞ yönetimi bir yandan ise kapsayıcı olacağını söylüyor.

İsrail ise 7 Kasım’da başlayan Aksa Tufanı’ndan bu yana on binlerce Filistinli sivili katlederken bugün ise Dürzilere yapılanları kullanarak Suriye’nin genelkurmay başkanlığını füzelerle vurdu. Hali hazırda Güney Suriye’yi, Golan Tepelerini fiili olarak işgal etmiş, HTŞ yönetime geldiğinde kapsamlı bir hava saldırısıyla Suriye’nin savunma sistemlerini etkisiz kılmış, hemen öncesinde İran’a hava saldırıları düzenleyerek belli komutanları öldürmüştü.

 

Bir yandan Ukrayna’da süren savaş Rusya’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını koruyamamasına sebep olurken bir yandan da Çin, Afrika ülkelerine borç vererek, Kuşak Yol Projesi’ni hayata geçirmek için Ortadoğu ülkeleriyle belli temaslarda bulunuyor. İran ve Rusya’nın açtığı boşluklara dolma fırsatıyla yanıp tutuşan Türkiye tekelleri ellerini kavuştuyor.

ARKA PLAN:

Suriye’nin en büyük limanı olan Tartus Limanı, BAE’li liman işletmecisi DP World’e 30 yıllığına kiralandı, Rusya’nın 49 yıllığına limanı kiraladığı ve Rus şirket Stroytransgaz’ın limanı yenileme antlaşması fesh edildi. Lazkiye Limanındaki konteyner terminalinin işletilmesi için Fransız nakliye ve lojistik devi CMA CGM ile yeni bir sözleşme imzalandığı duyuruldu. Trump’ın Gazzelilerin tehciri ve Gazze’yi adeta bir tatil beldesine çevirme planı da yürürlükte. Dünya Bankası Suriye’deki elektrik tedariği için 146 milyon tl hibe verirken 15.5 milyon borcu ise Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kapatıldı. Suriye’deki doğal gaz çevrim santralleri ve güneş enerjisi projesinde alan şirket grubunda Türkiye merkezli Kalyon ve Cengiz Holding var. Kuzey Suriye’de serbest üretim merkezi kurularak Türkiye şirketleriyle ilişkinin güçlendirilmesi de yapılan planlar arasında. ABD ve Batılı emperyalistlerin desteğiyle iktidarı ele geçiren HTŞ ülkenin her türlü kaynağını kendini iktidara getiren emperyalistlere peşkeş çekiyor.

TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?

AKP dış siyasette iyi mi, gelin beraber bakalım.

Tek adam rejiminin ardına saklanan “yerli ve milli” hamasetin; dış politikada nasıl bir göz boyama işlevi gördüğü, son yıllardaki gelişmelerle açıkça ortadadır. Libya’dan Afrika’ya, Doğu Akdeniz’den Suriye’ye kadar yürütülen politikaların hepsi büyük emperyalist devletlerin planlarıyla çelişmeyen şekilde Türkiye tekellerinin kârını korurken iktidar da emperyalistlerle beraber savaş çığırtkanlığına devam ediyor. Özetle: Tek adam rejimi, büyük emperyalistler arasındaki savaştan arta kalanları toplamak üzerine plan yaparken zaman zaman meydan okur gibi görünse de Türkiye devleti aslında büyük emperyalistlerin belirlediği bağımlı bir aktör konumundadır.

BARIŞ MÜMKÜN AMA NASIL?

Öncelikle savaşların sonucundaki pazar, hammadde kaynaklarının, ticaret yollarının, yerel emek gücünün yeniden paylaşımının, yıkılan kentlerin tekrar inşasının yarattığı ekonomik “fırsatlara” açıkça üşüşen sermaye bize savaşların gerçek yüzünü faş ediyor. Pastadan daha büyük bir dilim kapmak adına yüz binlerce insan ölüyor, göçe zorlanıyor, sefalete sürükleniyor. Barışı getirmek ise tam da tekellerin kurdukları düzenin kendisine başkaldırmakla birlikte ilerliyor. Filistin’e düşecek bombaların yapımında kullanılacak metal madenlerini ticaret gemilerine yüklemeyi reddeden Yunanistan liman işçileri antiemperyalist mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğine ışık tutuyor, düğümü emek-sermaye çelişkisinden barış talebine kadar ilerletiyor.

EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEYE!

Emek Gençliği 68’de 6. Filo’yu denize döken, mücadeleyi büyütmek için Filistin’e giden Denizlerin bayrağını devralarak emperyalist paylaşım savaşlarına, tekellerin sömürüsüne karşı anti-emperyalist mücadeleyi sürdürüyor. O zamandan bu yana Türkiye’nin emperyalist devletlere olan bağımlılığı derinleşirken güçlü Türkiye naraları atılmaya devam etti. Eğitimden, sağlıktan çalınan bütçe savaş sanayiye yatırıldı. Gençler savaş sanayide staj yapmaya yönlendirildi. Bugün tek adam rejimi hem bağımlılık ilişkilerini gizlemek hem de kendi iktidarına meşruiyet yaratmak için güvenlik tehlikesi, savaş çığırtkanlığı, güçlü Türkiye imajı üzerinden gençliği savaş sanayiye yedeklemeye çalışıyor. Oysa biz Denizlerin mücadelesinden ders almalı, oklarımızı hükümete olduğu kadar onun parçası olduğu emperyalist ilişkilere de doğrultmalıyız.

BİRLEŞ, ÖRGÜTLEN, DEĞİŞTİR!

Biliyoruz ki bu devran böyle dönmeyecek. Önceki bültenimizde Mart eylemlerinden sonra ortaya çıkan hareketliliğin, kalıcı ve örgütlü bir güce dönüşmesinin tek adam rejiminin yıkılması açısından zorunlu olduğunun altını çizmiştik. Bugün bu mücadelenin aynı zamanda antiemperyalist bir karakter kazanması gerektiği daha da yakıcı hale gelmiştir. Maden yasasıyla yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız uluslararası tekellere peşkeş çekilirken, Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da halklar ucuz iş gücü olarak sömürülüyor, kaynaklar emperyalist savaşlarla yağmalanıyor. Gençliğin örgütlü gücünü bu talan düzenine karşı antiemperyalist bir mücadele hattında birleştirmek her zamankinden daha acil bir görev olarak önümüzde duruyor. Tek adam rejimini yıkmaya, bunu yapabilmek için de yaslandığı sistemi hedef almaya ihtiyacımız var. Savaşsız, talansız, sömürüsüz bir dünya, bir ülke mümkün.

Sen de katıl, barışı, özgürlüğü mücadelemizle inşa edelim!

bottom of page