Emek Gençliği
1. Konferans Broşürü
1996
SUNUŞ
Emek Gençliği, konferans sürecini, 12-13 Ekim tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirdiği ve 41 ilden gelen temsilcilerin katıldığı toplantıyla ilan etmişti. İlan edilen bu konferans, gençlik hareketinin ihtiyaçları doğrultusunda mücadele ve örgütlenme platformunu yenilemeyi ve bir atılım gerçekleştirmeyi hedefliyor. Konferansın bir diğer hedefi ise Emek Gençliği'nin aşağıdan yukarıya demokratik bir tarzda kendini yeniden örgütlemesi.
Emek Gençliği Konferansı, gençlik hareketinin günlük gelişiminden, bu gelişimin ortaya çıkardığı ihtiyaçları karşılamaktan kopuk, içe dönük bir süreç değildir. Bunun içindir ki, konferans sürecinin bir parçası olan ve binlerce gencin katıldığı gençlik şöleninin hazırlık sürecinde ve sonrasındaki çalışmalarda gençlik mücadelesinin ihtiyaç duyduğu yenilenme ve atılımı en geniş gençlik kitlesiyle gerçekleştirme çabasını vermektedir.
Yapılan Emek Gençliği Bölge Temsilcileri Toplantıları ise, tek tek illerde ve birimlerde konferansın örgütlenmesinin pratik planlarını çıkarmak; birim, ilçe, il konferanslarını ve merkezi konferansı takvime bağlamak amacıyla gerçekleştirilmektedir.
***
Elinizdeki kitapçık, farklı gençlik kesimlerinin içinde bulunduğu durum; mücadele ve örgütlenme sorunları ve bunların çözümü için yapılması gerekenleri ana hatlarıyla ortaya koymaktadır. Konferans süreci yürütülecek tartışmalar için bir platform sunmaktadır. Bu platform üzerinden tek tek birimlerde, ilçe ve il gençlik konferanslarında yürütülecek tartışmalar ve öneriler ışığında zenginleşecektir. Merkezi konferansın ardından da, daha kapsamlı bir konferans raporu hazırlanacaktır.
Broşür 40.000 adet basılmıştır. Bu en azından 40 bin gençle, gençliğin içinde bulunduğu durumu, mücadele ve örgütlenme ihtiyacını ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunları tartışmak demektir. Bu sayının konferans sürecinde daha da artması hedeflenmektedir.
Emek Gençliği'nin mücadele ve örgütlenme birikimi, bütün milliyetlerden Türkiye gençliğinin tarihsel mücadele birikimi ve onun devrimci mirası üzerinde yükseliyor. Bu mirası gençliğin bugünkü ihtiyaçları temelinde daha ileri düzeyde yeniden üretmek ve yarınki mücadelesine hizmet edecek yeni bir devrimci birikim yaratmak görevi ve sorumluluğu günümüzün gençlik kuşağı olarak omuzlarımızdadır.
YENİLENME VE ATILIM İÇİN KONFERANS
"Gerçekler öldü, idealler öldü" diye avazı çıktığınca bağıran uluslararası sermaye ve onun her renkten partisinin "Yeni Dünya Düzeni" propagandaları tuz buz olmuş durumda. Dünya barışının, refah toplumunun ve özgür bireyin, kaçınılmaz tek dünya sistemi olan kapitalizm içerisinde var olacağı, tarihin bittiği ve sosyalizmin öldüğü yaygaraları... Bütün bunlar yine bu propagandayı yapan güçlerin, yani burjuvazinin ve kapitalist (emperyalist) sömürü sisteminin kendi gerçeğine ve yasalarına çarparak dağılmış durumda.
Bu durum, Dünya ve Türkiye'de burjuvazinin kazanılmış sosyal hakların gasp edilmesi temelindeki saldırıları karşısında ortaya çıkan işçi ve emekçi hareketi; bu hareketin ortaya çıkardığı yeni mücadele dinamikleri; bu mücadelenin açtığı kanaldan akmaya başlayan gençlik hareketinin ortaya çıkardığı olanaklarla birleşince, emperyalizm ve proleter devrimler çağında yeni toplumsal altüst oluşları ve yeni işçi, emekçi iktidarlarını dünden daha ileri ve pratik bir düzeyde yeniden gündeme getirmiştir.
Sınıflar arası mücadelenin, çelişki ve çatışmaların günümüz koşullarındaki bu şekillenişi içerisinde gençlik geçmiş dönemlerde olduğundan çok daha fazla sorunla karşı karşıyadır. Bu nedenle her zaman olduğundan daha fazla mücadele etme ve örgütlenme ihtiyacı içerisindedir. Her ne kadar bu ihtiyaç pratik olarak güçlü bir biçimde ortaya çıkmamış olsa da, gençliğin bu ihtiyacından doğan ya da doğacak olan hareketinin, emeğin iktidar mücadelesine bağlanmasının ve politik bir karakter kazanmasının olanakları da yine her zaman olduğundan daha olgundur.
Bütün bunlar partimizin üzerinde yükseldiği proleter sosyalist hareket tarafından ortaya konmuş; yaşanan olaylar ve olgular ise partimizin ortaya koyduğu ideolojik, politik hattı ve taktikleri doğrulamıştır. Ve yine bütün bunlar gençlik hareketi karşısındaki görevlerimiz ve gençliğin örgütlenmesine yardımcı olmaya dönük sorumluluklarımızı dünden farklı bir düzeye ve öneme taşımıştır. Tam da bu noktada partimiz Emek Gençliği olarak önümüze bir konferans koymuştur.
YAKIN GEÇMİŞ ÜZERİNE KISACA
Onca yazılıp çizilen ve sarf edilen sözün ardından, Türkiye'de son bir yılda ortaya çıkan gençlik hareketlenmesini gözlemlediğimizde yüzlerce eylem ve gösteri ve bu eylemlerde binlerce gencin yer aldığı bir kitleselliğe tanık oluyoruz. Sermaye güçlerinin bütün saldırılarına, küçük burjuva gençlik örgütlerinin tüm tahribatlarına ve gençlik hareketinin ihtiyacını duyduğu politik platformumuzla birleşmemesine karşın gençliğin yüzü mücadele ve örgütlenmeye dönüktür.
Gençliğin ihtiyaç duyduğu politik platformumuz dedik. Evet, gençlik hareketi ve örgütlenmesinin gelişebilmesi ancak ve ancak Parti politikalarımızın gençlik yığınları ve hareketiyle birleşmesiyle mümkündür. Öncesiyle birlikte son bir yılda ortaya çıkan her gençlik hareketlenmesinin şu ya da bu şekilde sonuçta güç kaybettiğine ve kitlesel örgütlenmelerde birleşemediğine tanık oluyoruz. Bunun altında da, sözünü ettiğimiz parti politikalarının gençlik ve mücadelesiyle buluşamamasının yattığını biliyoruz. Çünkü her hareket ve mücadele sürecinden sonra geriye dönüp baktığımızda; gençliğe, ihtiyaç duyduğu politikayı taşıyamadığımızı ya da bir başka yanıyla taşımadığımızı görüyoruz.
Emek Gençliği olarak sayımız binlerle ifade ediliyor. Partimizin yığınlar içerisinde yarattığı etki gençliğin kitlesel olarak bize yönelmesini sağlıyor. Bunları da biliyoruz ve böylece gençlik yığınları karşısında, partinin ve gençliğin bizden beklediği devrimci görevleri yerine getirmemeyi gerekçelendirecek hiçbir haklı dayanağımız kalmıyor.
Peki bütün uygun koşul ve olanaklara rağmen nasıl oluyor da Emek Gençliği olarak olması gereken noktada durmuyor, sahip olduğumuz misyonun gereklerini yerine getiremiyoruz? Çünkü;
-
Geleneksel "sol" alışkanlık ve kaygıların üzerimizdeki etkisi oldukça yoğun. Bunlardan kopuşu ya biçimsel anlıyor ve yanılıyoruz ya da faaliyet ve örgütlenmemize bu alışkanlıklar biçim veriyor.
-
Genel amaçlarımız doğrultusunda her emek gencinin ve grubunun yerel alanlarda birimlere dayanan, kısa ve uzun vadeli hedefleri, bu hedefi gerçekleştirecek planı, bu plan karşısında görevi ve görevleri yerine getirecek görevlilerin belirlenmesi ve denetlenmesiyle şekillenen örgütlü bir çalışmamız henüz bütünüyle oturmuş değil.
-
Örgütlenme sorunumuz öyle bir noktaya geldi ki; kitleselleştikçe ve gruplarımız yaygınlaşıkça örgütlü hareket etme noktasındaki sorunlarımız çoğalıyor. Örgütlü örgütsüzlüğe neden olan tutum ve alışkanlıklar daha da artıyor.
-
Emek gençleri ve gruplarımız kendi dinamikleriyle parti politikalarını özümseyen ve bu politikaları her pratik sorun karşısında canlı bir çözücü araca dönüştüren siyasal düzeye sahip değil. Bunu giderme ihtiyacı bıktıracak düzeyde dile getirilmesine karşın, bir türlü planlı bir çalışma yapmıyoruz. Planlar yapıldığında ise ya hiç yaşama geçirmek için uğraşmıyoruz, ya da bir süre sonra ısrarcı ve inatçı olmuyor ve geri çark ediyoruz.
Çünküleri çoğaltmak mümkün. Tüm bu sorunların şu ya da bu kadarını, şu ya da bu şekilde, farklı farklı alanlarda yaşıyoruz. İçerisinde yaşadığımız tarihsel konjonktür ve yüklendiğimiz misyon, tüm bu sorunların kendiliğinden ve ayrı ayrı alanlarda; birbirinden kopuk çözümünün gerçekleşmesini beklememize izin vermiyor. Bugün artık örgütümüz açısından toplam, köklü, merkezi, acil ve olabildiğince erken bir çözüm zorunlu hale gelmiştir. İçerisinden geçmekte olduğumuz bugünkü süreçte, Emek Gençliği olma misyonunu ne kadar taşıyıp taşıyamadığımız, bu çözüm karşısında ne kadar çaba, özveri göstereceğimize, görevlerimizi ne kadar yerine getirip getimediğimize bağlıdır.
Aynı zamanda bir yenilenme ve atılımla başarılabilecek bu sürecin ilk ve en önemli adımı konferans olacaktır. Bu süreç, her kademe ve düzeyde köklü bir dönüşüm ve yenilenme sürecidir. Hedefimiz Konferansı 6 aylık bir sürede tamamlamaktır. Bizim için Konferansın başarısı, gençlik hareketi ve mücadelesinden kopuk ve bürokratik bir tarzda, her şeyi bir seçme ve seçilme sorunu olarak görüp, Emek Gençliği yönetici organlarının oluşturulması ve Emek Gençliği'nin merkezileştirilmesi değildir.
Birim örgütlerimizden başlayarak gençliğin ana gövdesine dönük bir faaliyetin ihtiyacı olarak şekillenmiş bir örgüt olmalıyız. Bunu başarmak için gerekli olan cesaret, kararlılık, atılganlık ve alışkanlıkları kazanmalıyız. Gençliğin ihtiyacını duyduğu demokratik, mesleki örgütlerini yaratmalı ve bu temelde gençlik hareketinin ve onun üzerinde yükselen mesleki örgütlerin merkezileşmesi yönünde somut gelişmeler sağlamalıyız. Günlük emek basınını gençliğin kürsüsü haline getirmeliyiz. Toplam olarak ifade edecek olursak; gençliğin ana gövdesine, hareketine ve örgütlenmesine nüfuz eden ve yönlendirebilen bir Parti gençliği olmalıyız....
İşte Konferansımızın başarısının asgari koşulları.
Konferansımızın bu başarısının mevcut örgütlerimizin var olan çalışma ve örgütlenme özellik ve alışkanlıklarıyla gerçekleşmesi mümkün değildir. Yenilenme ve bu yenilenme üzerinden yeni tipte bir emek genci ve yeni tipte Emek Gençliği örgütleri yaratmamız zorunludur.
KONFERANSIN OMURGASI İŞÇİ GENÇLİK OLMALIDIR
Türkiye, genç emeğin en yoğun sömürüldüğü ülkelerden biridir. Burjuvazi için genç emeğin tercih edilmesinin nedeni, bu emeğin ucuz olması ve gerek pratik olarak gerekse iş yasaları bakımından örgütlenme koşullarının zorluğudur. Türkiye ucuz emek cennetidir. Ve bunun içinde en ucuz olanı gençlerin emeğidir.
Ekonomik sefaletin cenderesi altındaki milyonlarca genç, yoksulluk ve eğitimin paralı-ayrıcalıklı hale getirilmesinden ötürü eğitim hakkından yararlanamamaktadır. Bu durumda yapılacak tek şey kalıyor; yoksul ailesinin geçimini sağlamak üzere diğer aile fertleriyle üretim sürecine katılmak ve ücretli köle olarak çalışmak.
Yine işsizlik sorunu, mevcut sistem içerisinde gittikçe içinden çıkılmaz ve derinleşen bir sorun haline gelmiştir. Ülkede sayıları yaklaşık 11 milyonu bulan dev bir işşizler ordusu oluşmuştur. Bu dev işsizler ordusu burjuvazi tarafından çalışan işçi ve emekçilere karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılmakta ve emekçiler daha kötü koşullarda çalışmaya zorlanmaktadır. Var olan ve sayısı sürekli artan bu işşiz kitlenin çok önemli bir bölümünü çocuklar ve gençler oluşturmaktadır. Küçük ve orta ölçekli sanayi siteleri, on binlerce dağınık küçük işletme ve atölye, başta çocuk ve genç işçiler olmak üzere ucuz emek sömürüsü üzerinde yükselmektedir.
Sigorta ve iş güvencesi üzerine
Ülkedeki genç işçilerin çoğunluğu sigorta ve iş güvencesi hakkından yoksundur. Devlete bağlı sağlık ve sigorta kuruluşlarının kasıtlı olarak işlevsizleştirilmesi ve iflasın eşiğine getirilmesi sonucu; işçi ve emekçilerde özel sigorta sistemine karşı bir eğilim yaratılmak istenmektedir. Genç işçilerde ise bu aldatmacanın etkisi daha büyüktür. Yine, genç işçiler "daha fazla ücret almak" adına sigorta hakkından vazgeçmeye itilmektedir.
Bütün bunlara karşın sigorta talebinde bulunan genç işçilere ise genellikle çıkış kapısı gösterilmektedir. Sigortasız işçi çalıştıran küçüklü büyüklü yüzbinlerce işyeri tamamen denetimden uzaktır. Çünkü devletin var olan denetim mekanizmaları hem zayıf hem de işlevsizdir.
Şu ya da bu nedenle genç işçilerin sigortalı yapıldığı işyerlerinde ise sigorta primlerinin ödendi gibi gösterilerek ödenmemesi çokça yaşanan bir durumdur. Yıllarca çalışan genç işçilerin sigorta primleri çoğunlukla birkaç ayla sınırlı olarak göstermelik ödenmektedir.
İşten atmalar karşısında genç işçiler tamamen savunmasızdır. Anlaşmalar yasal hükümlerle korunmadığı için atılan işçilerin tazminat ve benzeri haklar talep etmeleri ve almaları mümkün değildir. Bu yüzden milyonlarca işçi gencin bir işyerine girdikleri andan itibaren ne zamana kadar çalışabilecekleri, hangi koşullarda çalışma şartlarının belirleneceği bütünüyle patronun iki dudağından çıkacak söze bağlıdır.
İş güvencesinden yoksun çalışan işçi gençliğin işverenlere karşı yasal bir yaptırım güçleri yoktur. İşverenlerce dayatılan kötü çalışma koşulları ya da işten atmalarla yüzbinlerce genç işçi o işyerinden bu işyerine dolaşıp durmaktadır.
Dolayısıyla çok kısa sürelerle iş bulmakta, çoğunlukla da işsiz kalmaktadırlar. Ağırlıklı olarak sanayi siteleri ve bunları kapsayan iş bölgelerinde yaşanan bu hareketlilik, işçi gençliği daha kötü koşullarda çalışmaya zorlama konusunda işverenlere daha fazla olanak ve yaptırım gücü sağlamaktadır.
Sendikal örgütlenme üzerine
Özelleştirme ve taşeronlaştırmaya bağlı olarak; yaşanan işçi kıyımı ve hak alma bilincinden uzak, ucuz emek güçlerinin üretim sürecine katılmasının sonucu; sendikalı işçi oranı sürekli düşmekte ve sendikalar zayıf düşürülerek işlevsizleştirilmektedir. Sendikalı olabilmek, mevcut yasalarla oldukça zorlaştırılmış ve bu yasalar sermayenin çıkarları doğrultusunda düzenlenmiştir. Genç işçiler arasında sigortalı işçi sayısı yok denecek kadar azdır. Özellikle küçük ve orta ölçekli sanayi sitelerinde sigortasız çalışan işçi sayısına bakıldığında; bu sigortasızlık oranının yüksekliği otomatik olarak sendikasızlik oranınında bir artışı da beraberinde getirmektedir. Çünkü mevcut yasalarca sigortasız bir işçinin sendikalı olabilmesi ya da sendikal haklardan yararlanması mümkün değildir.
Üretimin ve işletmelerin kimi yerlerde parçalanması ve dağıtılması ya da parçalanmış gösterilmesi sonucu; aynı işkolunda olmasına rağmen, karşımıza binlerce genç işçinin çalıştığı, ama işçilerin sendikalı olmadıkları işletme ve sanayi siteleri çıkmaktadır.
Çalışma koşulları ve iş sağlığı üzerine
Yıllardır zorunlu mesai uygulamaları, düşük ücretle çalıştırılan genç işçi kuşağının biraz daha fazla ücret alabilmek için katlanmak zorunda kaldığı bir uygulama durumunda. Bu uygulama aynı zamanda, kapitalistlerin sömürüyü yoğunlaştırmakta kullandıkları ve kârlarını artırmada temel işlev gören bir uygulama haline gelmiştir. Genç işçi kuşağı açısından ise her geçen gün katlanılamaz boyutlara gelmektedir.
Zorunlu mesailer öylesine pervasız bir hal almıştır ki; hiç uyku uymadan, çalışma saatlerinin aralıksız 36 ve hatta 48 saati bulduğu bilinmektedir. Bu, küçük ve orta ölçekli sanayi sitelerindeki patronların ayakta kalmasının temel dayanağı olmaktadır. Yine zorunlu mesai ücretlerinin düşük olması ve ödenmemesi sorunu işçi gençlik açısından temel bir sorundur. Mesailerin zorunluluğu ve uzunluğu, genç işçiler üzerinde hem fiziksel hem de ruhsal tahribatlara yol açmaktadır.
Zorunlu mesailerin kaldırılması talebi eşit işe eşit ücret talebiyle birlikte işçi gençliğin temel talepleri arasında yer almaktadır.
Mesai sorunu ile birlikte uluslararası çalışma standartlarına aldırış etmeksizin ilkel çalışma koşullarında, oldukça sık iş kazaları yaşanmaktadır. Özellikle parmak, kol ve gözlerde meydana gelen sakatlıklar sonucu genç işçiler emek güçlerini kaybederek açlığın pençesine terk edilmektedir. Yine işyerlerinde çoğunlukla havalandırma sistemi bulundurulmadığından, havasızlık ve toz içerisinde genç işçiler sık sık hastalanmakta ve bu hastalıklar gün geçtikçe kalıcı ve öldürücü bir nitelik kazanmaktadır. Özellikle deri ve ayakkabı sanayinde bali ve yapıştırıcı kokusu nedeniyle, genç işçilerin ciğerleri tahrip olmakta ve ortalama yaşam süreleri düşmektedir. Hatta bu sektörlerde çalışan gençler zamanla kendiliğinden uyuşturucu bağımlısı haline gelmektedir.
İşyerlerinde meydana gelebilecek kazalar için bulundurulması zorunlu olan ilkyardım malzemeleri hemen hemen hiçbir işyerinde yoktur. Ki zaten patronlar için bu malzemeleri bulundurmak bir lükstür. İşyerlerinde küfür, dayak ve hakaretler, işçi genç kızlara yapılan cinsel tacizler vb. özel ve çekilmez olan diğer sorunlardır.
Çıraklık üzerine
Türkiye'de sayıları 5 milyonu aşan işçi gençlerin önemli bir bölümünü çıraklar oluşturur. Fakat bunlar arasında çıraklık eğitiminden yararlananların sayısı ancak 150 bini bulmaktadır. Dolayısıyla bu azınlığı saymazsak; ülkedeki çıraklığın, eğitiminden bağımsız ve güvencesiz yapıldığına tanık olmaktayız. Eğer birileri çıraklık eğitiminden sözediyorsa bu bütünüyle "piyasa eğitimidir" ve asıl olarak eğitime değil sömürüye dayalıdır.
Açlık sınırında yaşayan ve sadece bir meslek edinebilmek için yıllarca baskıya, dayağa katlanan çıraklar özellikle küçük atelyelerde birer köle durumundadırlar. Ayak işlerinden patronun arabasının yıkanmasına kadar uzanan bir köleliktir.
Çıraklık eğitim merkezleri ise çoğunlukla göstermelik ve işlevsiz bir niteliğe sahiptirler. Çıraklar istedikleri iş kollarında eğitim göremezler. Çünkü eğitimin niteliği ve kapsamı işverenlerin ve onların daha fazla kâr etmelerinin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Çıraklık eğitim merkezlerindeki kontenjanlar ise bütünüyle torpille belirlenir durumdadır.
İşşizlik üzerine
Bugün milyonlarca gencin en önemli taleplerinin başında iş sorunu gelmektedir. İş ve işçi bulma kurumu tamamen işlevsiz ve torpillilere hizmet eder durumdayken, milyonlarca genç için bu kurum bir umut kapısı olmaktan çoktan çıkmıştir.
Meslek ve sürekli bir iş olanağından yoksun milyonlarca işsiz genç, geçici işlerde istihdam edilmektedir. Sanayi alanlarının en yoğun bulunduğu metropollerde yoğunlaşan işsizlik sorunu, gençliği saran bir karabasan durumundadır. İşşizlik nedeniyle her gün yüzlerce genç evini terk etmekte, kahve köşelerinde heder olmakta, kimlik bunalımı yaşamakta, intihara ve fuhuşa sürüklenmektedir.
İŞÇİ GENÇLİĞİN MÜCADELE VE ÖRGÜTLENMESİ
Türkiye'de gençlik, tarihinin hiçbir döneminde yaşanmayan bir yoğunlukta fabrika, işletme, site ve atölyelere üretim sürecine çekilmektedir. Ve tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun sömürü, sefalet ve sorunla yüz yüzedir. Gelinen noktada; işçi gençlik her zaman olduğundan daha çok mücadele ihtiyacı ve her zaman olduğundan daha çok örgütlenme arayışı içerisindedir.
Geleneksel 'sol' örgüt ve anlayışların gençlik mücadelesi, örgütlenmesi ve hedef aldığı gençlik kitlesi; başta yüksek öğrenim gençliği olmak üzere öğrenci gençlik ve lümpen gençlikle sınırlı bir ufka ve kolaycılığa sahiptir. Bu örgütlenmelerin çoğunluğunun işçi gençliğe yönelik pratik çalışma yürütme kaygısı yoktur. Gerek program ve tüzüklerinde gerekse yayınlarında bu kayıtsızlık açıkça göze çarpmaktadır.
Kendisini 'işçi örgütlenmesi ya da partisi' olarak tanımlayan kimi örgütlenmeler ise, tarihin bir döneminde şu ya da bu şekilde işçi gençliğe yönelmiş olsalar bile, gerek varlık nedenleri gerekse bunların biçimlendirdiği çalışma alışkanlık ve tutumları nedeniyle; bu örgütlenmeler kısa sürede teslim bayrağını çekmiş ya da işçi gençlik tarafından tecrit edilmişlerdir. Bugün milyonlarca genç işçinin çalıştığı yüz binlerce sanayi sitesi ve işletme alanları, küçük-burjuva veya sözde sosyalist akımların giremedikleri el değmemiş bakir alanlar durumundadır.
Partimiz ise gençlik örgütümüzün önüne bu alanlarda örgütlenmeyi temel ve vazgeçilemez bir görev olarak koymuştur. Bu yaklaşımın ve buna bağlı olarak yürüttüğümüz çalışmanın bir sonucu olarak ülke genelinde onlarca küçük ve orta ölçekli sanayi sitesinde azımsanmayacak güçte bir örgütlülüğümüz vardır. Ancak Partimizin gençlik hareketi üzerindeki etkisine ve kimi eylemlerdeki yönlendirici rolüne rağmen, işçi gençlik hareketinin esas niteliği kendiliğindenciliktir. Hergün ülkenin dört bir yanında işçi gençlik içerisinde; ekonomik taleplerle ortaya çıkan onlarca, yüzlerce grev, direniş, yemek boykotu, servis araçlarına binmeme vs. şeklinde eylemler yaşanmaktadır.
Bu gerçeklik, milyonlarca işçi gencin yoğunlaşan sömürü ve ağırlaşan çalışma koşullarına bağlı olarak artan mücadele ve örgütlenme ihtiyacı karşısında bize düşen görev ve sorumluluklara işaret etmektedir.
İşçi gençliğin mücadelesi ve örgütlenmesi konferansımıza nasıl bir anlam yüklüyor?
Her ne kadar işçi gençlik hareketi, diğer gençlik kesimlerinin güncel hareketi ve mücadedelesi karşısında görece tali kalsa da sonuç ğişmemektedir. Geleceğin Partisi, geleceğin proletaryasının üzerinde ana iskeletini oluşturacaksa eğer; geleceğin proletaryası üzerine yaslanan ve onu güçlendiren bir gençlik örgütü yaratamadan Emek Gençliği olma niteliğimiz her zaman tartışmaya açık olacaktır.
İşçi gençlik ve mücadelesinin güncel durumunu incelediğimizde; işçi gençlik temelinde Emek Gençliğini örgütlemek için sözü edilen verili koşullar aynı zamanda olanaklara işaret etmektedir. Objektif olarak bu olanakları gerçekliğe dönüştürebilmenin bütün koşulları mevcuttur. Hiçbir haklı objektif gerekçe bu görevin yerine getirilmesinin engeli olarak ileri sürülemez.
Konferansın bir yenilenme ve atılım süreci olabilmesi için; yenilenme ve atılımın öncelikle ve sağlamlıkla, genç emeğin yoğun sömürüldüğü küçük ve orta ölçekli sanayi bölgelerinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu sürecin gerçekleşmesinin önündeki engel; objektif koşul ve olanaklar değil, dün olduğu gibi bugün ve önümüzdeki süreçte de Emek Gençliği olarak yaşayacağımız sorunlar; hata ve zaaflar, sınıf dışı tutum ve alışkanlıklar ve bunları aşamamak olabilir. Konferans süreciyle birlikte işçi gençlik içerisindeki çalışma ve örgütlenmede eskiyen ve çürüyen statükocu, mevcut durumla yetinen anlayışı mahkum etmek zorundayız. Aksi takdirde bir arpa boyu yol alamayacağımız, yenilenme ve atılımın anlamını kirleteceğimiz aşikardır. Dün olduğu gibi bugün de koşulların sunduğu tarihi olanakları boşa harcayacağımız kesindir.
Bilinmelidir ki Konferans, olanakları harcayanların değil, olanakları harcayan tutum ve alışkanlıkların harcanacağı bir bir süreç olacaktır. Konferans olanakları gerçekliğe dönüştüren tutum ve davranışların ve yenilenerek gelişmenin konferansı olacaktır.
İşçi gençlik çalışması üzerine
Genel olarak belirlediğimiz; Emek Gençliği'nin işçi gençlik temelinde örgütlenmesi politikasının, günlük çalışma ve örgütlenme pratiğimizde henüz bütünüyle ete kemiğe büründüğü söylenemez. Bu politikanın ete kemiğe bürünebilmesi için öncelikle yapmamız gereken şey; her kademe ve düzeyde, bütün örgütlerimizin çalışma ve faaliyeti planlarken, kendi alanlarında işçi gençliğe yönelik bir hedef ve faaliyet planı çıkarmasıdır.
1. Toplam örgüt ve örgütlü faaliyetimizi belirleyen birimlere doğru indiğimizde, birim örgütlerimizin kendi alanlarında bulunan küçük ve orta ölçekli sanayi sitelerinin detaylı bilgisine sahip olmadıkları, hatta bazı örgütlerimizin bu konuda yüzeysel bir bilgiye dahi sahip olmadıklarını görüyoruz. Oysaki politikalarımız doğrultusunda, eğer işçi gençlik temelinde örgütleneceğiz diyorsak; bu politikayı hayata geçirmenin bir ihtiyacı olarak, bütün örgütlerimizin daha işin başında işçi gençliğe dair alan analizi yapmalıdır.
2. Emek Gençlik örgütlerimiz federatif örgütler değildirler. Örneğin bir ilçede, o ilçedeki farklı gençlik kesimlerindeki örgütlerimiz sadece kendilerinin içerisinde bulundukları gençliği örgütlemek değil, başta kendi içinde bulundukları gençlik kesimlerini örgütlemek olmak üzere; o ilçede işçi gençlik temelinde bir ilçe örgütlenmesini yaratmak gibi bir görevle hareket etmek zorundadırlar.
Bugün yerel örgütlerimize hakim olan anlayış ve çalışma, farklı gençlik çalışmalarının birbirinden kopuk olmasıdır. Bu hatalı çalışmanın bir sonucu olarak; bu kesimler içerisindeki örgüt temsilcilerimizin bir araya gelmesiyle oluşan yönetici örgütlerimiz, görevlerini sadece bu kesimler arasında bilgilendirme, koordinasyonu sağlama ve taban, tavan ilişkisini sağlamakla yetinmektedir. Bu tarz örgütlenme, Konferansımız açısından baştan aşağı değiştirilmesi gereken bir örgütlenmedir. Zaten böyle bir alışkanlıkla atılım gerçekleştirmek de mümkün değildir.
Bütün örgütlerimiz, çalışması içerisinde bulundukları gençlik kesiminin dışındaki kesimlere başta işçi gençlik olmak üzere aynı duyarlılık ve sorumlulukla yaklaşmalıdır. Kendi faaliyet alanımızda, toplam alan analizi ve toplam örgüt yönelimi üzerinden işçi gençlik çalışmasına gereken desteği sunmak zorundayız. Örgütlerimiz, kendi çalışmalarıyla işçi gençlik çalışmasının bağını güçlendirmek ve sürekli kılmak için; Konferans ruhuna uygun olarak daha fazla enerji harcamak ve çaba göstermek zorundadır.
3. Statükoculuk işçi gençlik çalışmasında da karşımıza çıkıyor. Faaliyeti sürekli daha ileri taşımanın devrimci kaygısı, örgütsel kişiliğimizi karakterize eden bir tutum olmak zorundadır. Ama tek tek alanlara baktığımızda; bir işçi gençlik alanında geçmişten ne devralmışsak onunla yetindiğimiz ya da daha geri bir noktaya götürdüğümüzü görüyoruz.
Üretim alanlarına ihtiyaca uygun bir mevzilendirme ile değil de gelişi güzel yönelim hiç de azımsanacak düzeyde değildir. İsteyenin istediği iş yerine girip çıkması, bu alana ilişkin plansızlığımızı gösteren bir kanıttır.
Bir üretim alanına yönelirken gözetmemiz gereken şey; önemli ve pilot işletmelerden, daha az önemli işyerlerine doğru çalışmayı ve işe girmeyi planlamaktır. Bir üretim alanına gelişi güzel yönelmek, girdiğimiz işletmelerde yalnızlaşmayı, güçlerimizi dağıtmayı ve dolayısıyla güçsüzleşmeyi doğuracaktır. Yine bir üretim alanına yönelirken, plan yapmadan ilk önüne gelen işyerine girip çalışmak da farklı bir sonuç doğurmamaktadır.
4. Özellikle küçük işletmelerin yoğun olarak bulunduğu üretim alanlarında, örgütlenme ve eylemlerde gösterdiğimiz sabırsızlıktan dolayı bir iki işyerinde eylem ve direniş gerçekleşmesine karşın bu direnişler kısa zamanda boğulmaktadır. Unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz bir nokta var; bu tip alanlarda işverenler tek tek kendi işyerinden çok, (kendi aralarında yaşadıkları tüm rekabet ve çelişkilere karşın) yine kendi çıkarları doğrultusunda; işçilere karşı bütün alanı kurtarmak ve direniş ve örgütlenmelerin yayılmasını engellemek için birleşmektedir. Tam "ele geçirdik" derken işyerleri kapatılmakta, taşınmakta ve başka bir isim altında yeniden açılmaktadır.
Bu tip alanlarda faaliyet alanımız bir ya da iki işyeri olamaz, karşımıza da bir ya da iki patronu alamayız. Bütün alanı bir fabrika gibi düşünmek ve en geniş işçi birliğini sağlamak, bir işyerinin değil, bütün alanın hareketinin çıkarlarını gözeterek sabırlı çalışmak böylesi durumda olmazsa olmazdır.
5. Birebir ilişkilerle, içe kapanık bir örgütlenme ve çevreci mantıkla işçi gençlik çalışmasında başarı elde edemeyeceğimizi fazlasıyla olumsuz tecrübe edinerek anlamış bulunuyoruz. Yüzümüzü kitlelere dönmek, olabildiğince açık ve cesur bir kitle çalışmasıyla atılıma geçmek ve bunun ihtiyacı olan faaliyet ve örgüt araçlarını bir an önce işçi gençliğin yardımına sunmak... İşte Konferansımız açısından başka bir güncel sorun, çözmek zorunda olduğumuz yakıcı bir sorun.
6. İşçi gençliğin güncel sorun ve gündelik taleplerine ilişkin propaganda, ajitasyon ve teşhir faaliyetinin önemi ve zorunluluğu ortadayken, Parti basınının olanakları önümüzdeyken; alanımızda, kendi inisiyatifimizle, sözlü ve yazılı girişim ve materyal sayısı ve Parti basınımızın tirajı, örgütümüzün olması gereken niteliğin uzağında olduğunu göstermektedir. Propaganda, ajitasyon ve günlük teşhir faaliyeti olmaksızın işçi gençliği örgütleme iddiası altı boş, kuru bir iddiadır. Öyleyse biz bugüne kadar ya gerçekten altı boş, kuru iddialarla zaman öldürdük ya da propaganda-ajitasyon ve teşhir faaliyeti yürütmeksizin işçi gençliği örgütleme iddiasındaydık.
Bu konudaki eleştiriler ağır gibi görünebilir. Fakat Konferans karşısındaki samimiyet ve iddiamız, öncelikle cesurca özeleştiri vermekten geçiyor. Bu sorun karşısında girişim, materyal sayısı ve tiraj, Konferansın gidişatını sergileyen göstergeler olacaktır.
YÜKSEK ÖĞRENİM GENÇLİĞİ
Üniversitelerin bilimin üretildiği yerler olduğu gerçeğiyle kıyaslandığında, Türkiye'de üniversitelerin bilim üretme ve bunu insanlığın yararına sunma niteliğinden söz edemeyiz. Bugün, Türkiye'deki üniversiteler tamamen ve dolaysız olarak kapitalizmin kendisini yeniden üretebilmesinin araçlarına dönüşmüş durumdadır. Dolayısıyla üniversitelerde bir şeyler üretilecekse bu sermayenin çıkarlarını karşılamaya dönük biçimlenmek zorundadır.
Buna bağlı olarak sermayenin çıkarlarını karşılayacak bir iki ayrıcalıklı üniversitenin dışındaki üniversiteler, her geçen gün daha fazla işlevsizleştirilmekte ve tasfiyenin eşiğine getirilmektedir. Bugün üniversiteler bu doğrultuda kaliteli ve kalitesiz olmak üzere iki kategoriye ayrılmışlardır.
Yüz binlerce öğrenciyi yarıştırıcı ve eleyici sinavlarla üniversitenin dışına iten devlet, bu çıkmazını aşmak ve sözde demokratik görünmek için yeni yeni “üniversiteler" açmaktadır. Mevcut üniversitelerin sorunları ortada dururken ve günden güne ağırlaşırken bunları çözmek yerine devlet yeni üniversiteler açarak görüntüyü kurtarmaya çalışmaktadır. İlkokul tabelalarının değiştirilerek yutturulmaya çalışıldığı bu üniversiteler öylesine teşhir olmuşlardır ki; bunlar kamuoyunda artık kümes olarak adlandırılmaktadır.
Öte yandan har(a)çlar, özelleştirme, soygun ve talanla artık üniversiteler ticarethanelere dönüştürülmüş durumdadır. Yeni ekonomik karar ve saldırılarla üniversiteler, emekçi çocuklarının giremeyeceği, girse de okuyamayacağı yerler haline getirilmektedir.
Devlet eliyle işlevsizleştirilen üniversitelere alternatif olarak; özel ve vakıf üniversiteleri açılmakta ve bunların önündeki tüm yasal engeller kaldırılmaktadır. Bu üniversiteler direkt belirli sermaye gruplarının çıkarları doğrultusunda, sermaye üniversiteleri olarak açılırken; bir yandan oldukça büyük bir pazar oluşturulmakta öte yandan da herhangi bir sermaye grubunun kendi ihtiyaçları doğrultusunda dolaysız kadro yetiştirebilmesi sağlanmaktadır. Devlet üniversitelerindeki en kıdemli öğretim üyeleri astronomik ücretler karşılığında transfer olmakta ve bilgi göçü yaşanmaktadır.
Yine üniversiteler açısından bir diğer önemli nokta, okulların devletin militarist güçleri tarafından fiili işgalidir. Üniversite gençliğinin güvenliğini sağlamak, üniversiteleri "terör yuvası(!)" olmaktan çıkarmak, sağcı ve solcu öğrenciler arasındaki çatışmaları engellemek vb. iddialarla üniversitelerdeki bu işgal haklı gösterilmeye çalışılmaktadır. Bunu kanıtlamak veya üniversite ve hatta dönem dönem ülke gündemini değiştirmek için bu doğrultuda provokasyonlar örgütlenmektedir.
Yükseköğrenim gençliği mücadele ve örgütlenme eğilimindedir
Bugün üniversitelerde yaşanan sorunlar, ciltler dolusu ansiklopedileri doldurabilecek bir kapsama sahiptir. Bütün bu kapsamın güncel anlamı ve sonucu şudur: Üniversiteler daha fazla paralı hale getirilmekte, öğretim daha fazla ayrıcalıklı olmaktadır. Eğitim hak olmaktan çıkmakta ve herkesin parası oranında satın alabildiği bir meta durumuna gelmektedir. Asker ve polis baskısı yoğunlaşmaktadır.
Yükseköğrenim gençliği tüm bu ağırlaşan koşullar içerisinde mücadele ve örgütlenmeye daha fazla ilgi ve eğilim göstermektedir. Devletin tüm saldırılarına ve küçük burjuva devrimciliğinin tüm tahribatına karşın bu eğilim büyümekte ve dönem dönem açığa çıkabilmektedir.
90'dan itibaren gerileyen yüksek öğrenim gençliğinin mücadelesi 95-96 döneminde yeniden yükselme eğilimine girmiş ve 95-96 dönemi 80 sonrası en kitlesel eylemlerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Böyle olmakla birlikte harekete katılan gençliğin ileri kesimleri bütünüyle örgütlenememiş ve harekete sempati duyan ve duyabilecek on binlerce genç bu mücadele sürecine çekilememiştir.
Bu süreç boyunca hareket içerisinde başlıca üç platform ortaya çıkmıştır. Söylemleri ne olursa olsun bu platformların ortak özelliği; sokağa çıkan ileri gençliğin hareketini yönetmek ve ona nüfuz etmek ihtiyacından doğmuş olmalarıdır. Öğrenci Koordinasyonu'nun anti-emperyalist ve sosyalist modeli cepheler ve 12 politik gençlik örgütünün biraraya gelerek oluşturduğu Üniversite Öğrencileri Platformu'ndan farklı olarak Öğrenci İnisiyatifleri, var olan öğrenci lokal örgütlerinin bir araya gelmesi, eylemler sürecinde; karar ve eylem inisiyatifinin bu örgütlere verilmesi ihtiyacından doğmuştur. İnisiyatiflerin ortaya çıkışı, var olan hareketi en geniş kitlelerle birleştirme ve öğrenci gençliğin ana gövdesini kucaklayacak akademik, demokratik merkezi gençlik örgütünün yaratılması amacına bağlanmıştır.
Ortaya çıkışı, mücadele platformu, amaçları ve söyleminin doğruluğuna karşın Öğrenci İnisiyatifleri üzerine düşeni yapamamış, 95-96'dan yeni döneme gerçek anlamda merkezi bir öğrenci örgütü bırakılamamıştır.
Üniversite gençliği, önceden hazırlığı yapılmamış, öğrenci gençliğin ana kitlesinin gündemine sokulmamış ve öncesinden asgari oranda üniversite gençliğinin eğilimi gözlenmemiş hiçbir talep temelinde eyleme çağrılmamalıdır.
Bugün çeşitli ihtiyaçlardan oluşmuş lokal öğrenci örgütleri bulundukları okullarda çok küçük öğrenci kitlesini kucaklar durumdadır. Öyleyse bunların toplamının bir araya geldiği şekilsiz birlikler merkezi öğrenci örgütü olamazlar. Dolayısıyla bugün yakıcı iki sorun önümüzde durmaktadır: Öğrenci gençliğin ana gövdesiyle birleşebilme ve kurumsal örgütünü yaratabilme. Peki bu nasıl olacaktır?
Öncelikle yeni bir döneme başlarken; bir önceki yılın hareketini aşacak bir düzeyi ve örgütlenmeyi yaratmak gerekiyor. Daha güçlü bir hareket ve daha güçlü örgütlenme düzeyini yakalamak için ise bunun alt yapısını ve ön koşullarını yaratmamız gerekmektedir. Bu ön koşullar yaratılmadan merkezi örgüt ve eylemleri kitlelere dayatmak kolay ve kolay olduğu kadar da mücadeleyi zayıflatıcı olacaktır.
Öğrenci gençliğin ana gövdesinin kucaklanabilmesi için onların bağrına yani amfilere, sınıflara, bölümlere inmemiz gerekmektedir. Her birimin kendine has sorun ve taleplerine vakıf olmak ve onun hareket ve örgütünü yaratmak bugün her Emek Gencinin ve örgütünün görevidir. Başlanacak ve tamamlanması zorunlu olan nokta bu noktadır.
Var olan dar ve cılız öğrenci örgütlerini güçlendirmek ve bunlardan yararlanarak kurumsal ve kapsayıcı örgüt fikrini birimlere taşımak bugün olası ve zorunludur. Cılız da olsa böylesi örgütlerin olmadığı yerlerde olmayanı başarmak görevimizdir.
Öyleyse gideceğimiz adres bellidir; birimler. Ancak buralarda yaratılacak örgütlenmeler ve eylemler üzerinden yerel ve daha sonra genel merkezileşme sorunu tartışılabilir. Bunun dışındaki tartışmalar bugün lükstür.
Şüphesiz aniden gelişen gündemler temelinde sokağa çıkma ve merkezileşme eğilimi taşıyan hareketler karşısında; var olan öğrenci örgütlerinin bir araya getirilmesi ve geçici merkezi platformların oluşturulması mümkündür. Ama bir kez hareket merkezi özelliğini kaybettiğinde, bu geçici platformları feshetmek zorunlu olacaktır. Böylesi durumlarda hareketin bir ihtiyacı olarak ve onu kurumsal örgütlenmelere evriltmek üzere geçici platformlar kurmaktan çekinmemeliyiz.
Hangi çevrelerin, geçtiğimiz dönem harekete hangi düzeyde abartı yüklediği bizim gündemimiz değildir. Huşu içerisinde ayin yapmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Önümüzde zor ve çetin bir süreç vardır. Uzun soluklu ve zorlu bir görevi yerine getirecek sabır ve çaba gösterebilmek, bu yönde kendimizi yenilemek ve yüzümü gençliğin ana gövdesine; birimlere dönmek başarıya atılacak ilk adımlardır. Tarih bugün bu zorlu ve bir o kadar onurlu görevi başarma görevini Emek Gençliği'ne vermiştir. Başka hiç kimsenin böylesi bir platformu ve iddiası yoktur.
Yükseköğrenim gençliği içerisinde sözü edilen bu görevleri yerine getirmek için somut adımlar atmak Konferans platformumuzun yükseköğrenim gençliğine taşınması anlamına gelmektedir. Konferansta atılım, Konferansta yenilenme, sözü edilen bu görevler ve bu gündemler üzerinden olacaktır. Gençliğin ana gövdesine nüfuz etmek, onun mücadele ve örgüt ihtiyacını pratikte açığa çıkarmak ve kurumsal örgütünü yaratıp merkezileşme görevi karşısında atılım içerisine girmek ve kendimizi bu yönelime uygun olarak yenilemek. Bunlar Konferansımız açısından yükseköğrenim gençliği içerisindeki Emek Gençliği grup ve üyelerimizin dayanacağı esas temeldir. Başarmak için başarmamayı tercih etmenin dışında bütün olanaklar elverişlidir. Emek Gençliği'nin gücü bu olanakların içerisindedir.
ORTA ÖĞRENİM GENÇLİĞİ
Devletin genel olarak eğitime bakışının ve ona biçtiği misyonun bir sonucu olarak; eğitim kurumları ve ortaöğrenim gençliği de sorunlar yumağı içerisinde boğulmaktadır.
Artan sefalet ve yoksullaşmanın bir sonucu olarak emekçilerin çocukları asgari eğitim koşullarından dahi yoksun bırakılmaktadır. Ekonomik zorluklardan ötürü her yıl yüzbinlerce çocuk okul yerine işe gitmektedir. İlköğretimin yasalarca zorunlu olması bu gerçeği değiştirmemektedir. Dolayısıyla bugün eğitim sorunun ilk ve en önemli dallarından birini eğtim hakkından mahrum kalma oluşturmaktadır.
Bu sorunu şu ya da bu şekilde aşarak ilkokula adım atanların önemli bir bölümü de orta öğrenim çağına geldiklerinde eğitime veda etmek zorunda kalmaktadırlar. Her yıl ortaokullara olan yığılmaya karşın bu yığılmayı engelleyecek altyapı ve okul yapımı gerçekleşmemektedir. Bugün birçok ilkokul hem orta hem ilköğretim işlevini aynı anda yerine getirmektedir.
Devlet eğitime ayırdığı bütçeyi her yıl düşürürken var olan okullar okunamayacak kadar sorunlu hale getirilmiştir. Eğitimin emekçilerden alınan vergiler sonucu verilmesi gerekirken; kayıt paraları, eğitime katkı payı, tebeşir parası, yakıt parası, temizlik parası vb. uygulamalarla, devletin sağlaması gereken ödenek emekçilerden karşılanmaktadır. Hatta bazı liselerde oluşturulmaya çalışılan ve yaygınlaştırılması düşünülen özel güvenlik birimlerinin maaşları bile öğrencilerden toplanmaktadır. Bu kazanılmış bir hak olan parasız genel eğitim hakkının gasp edilmesi anlamına gelmektedir.
Eğitimin çağdaş gelişiminden oldukça uzak, neredeyse eskimiş ve bilimsel olarak çürütülmüş ortaçağ bilgileriyle donatıltığı kitaplar ve müfredatlarla gerçekleştirilmeye çalışıldığı gerçeği burjuvazinin farklı kesimleri tarafından bile dile getirilmektedir. Yine eğitim, tamamen ezbere dayalıdır ve dolayısıyla bilgi, kuru, günlük yaşamın pratiğinden uzak ve öğrenci için ihtiyaç duyulmayan bir kavram haline gelmektedir. Herşey sınıf geçme ve nota endekslenmiştir. Öğrenciler bu eksende, bu korkularla yetiştirilmekte, bireyci ve rekabetçi bir kimliğe büründürülmektedirler.
Öte yandan eğitimin içeriği tamamiyle Türk-İslam sentezine dayandırılmaya çalışılmakta ve bilim değil din ve gericilik eğitimin temel kriterini oluşturmaktadır. İmam hatip liselerinin in-
şası mevcut liseler içerisinde en ön sırada yer almaktadır. Tekelci sermayenin çıkarları doğrultusunda dış devletlere ve yaratılan sözde iç "düşmanlara" karşı milliyetçilik ve şovenizm kışkırtılmakta ve eğitim, egemenlerin bu kötü amaçlarına alet edilmektedir. Azınlıklar ve etnik halklar üzerindeki bu kışkırtma asimilasyona dönüşmekte ve bu uğurda her tür gerici, faşist yöntemler kullanılmaktadır.
Bugün hâlâ ana dilde eğitim özgürlüğü yoktur. Ana diller olabildiğince yok edilmeye, ulusal kültürler unutturulmaya çalışılmaktadır. Sadece Kürt illerinde bugün 4000 okul kapalıdır. Kendi başına bu durum bile ezilen halkların kendi özgünlüklerinde eğitim hakkından nasıl mahrum bırakıldığını göstermeye yetmektedir.
Laboratuvar, bilgisayar gibi teknik donanımlar emekçi çocuklarının eğitim gördüğü okullarda "lüks" duruma getirilirken, özel okullara milyarlarca dolarlık kredi ve teşvikler verilmektedir.
Ortaöğretimde yapılan uygulamalar gençliğin tektipleştirilmesi ve kişiliksizleştirilmesini hedeflemektedir. Öğretmenin derse girerken öğrencilerin ayağa kalkma zorunluluğu; saç ve tırnak kontrolleri; tek tip elbise giyme zorunluluğu; dayak, küfür ve hakaretler vb. uygulamalar günümüzde hâlâ sürmekte ve yukarıda ortaya konulan hedefle gerçekleştirilmektedir.
Okullar kategorilere ayrılmakta gecekondu ve yoksul semtlerdeki okullar çaresizliğe itilirken, diğer kesimlere doğru okullar hiyerarşik bir farklılık ve ayrıcalık taşımaktadılar. Bu ayrıcalıklı okullara girmek için rüşvet ve yolsuzsuzluklar artık ayyuka çıkmıştır.
Bütün ilk ve ortaöğrenim sadece birkaç saatlik üniversite sınavlarına endekslidir. Her yıl 1 milyonun üzerinde öğrenci bu sınavlarda elenmekte ve bunalımın eşiğine getirilmektedir. Özel lise ve kolejlerde üniversiteyi kazanma oranı % 90'lara tırmanırken devlet liselerinde bu oran dibe vurmaktadır. Kürt illerinde bu oran % 1 ve % 2'lerde seyretmektedir.
Mevcut eğitim sistemi öylesine iflas etmiştir ki; artık dershanesiz ve özel öğretmensiz üniversite kazanmak bir düş olmaktadır. Dershanelerin astronomik rakamlarını karşılamayan yüzbinlerce öğrenci daha işin başında elenirken, eğitimde eşitlik adına her şeyin ortadan kaldırıldığı en yetkili resmi makamlarca itiraf edilmektedir.
Ortaöğrenim gençliği ve mücadelesi
Tüm bu sorun ve çelişkiler derinleştikçe ortaöğretim gençliğinin hoşnutsuzluğu da artmaktadır. Kendiliğinden ve lokal olarak gündeme gelen eylem ve etkinlikler her geçen gün daha da çoğalmaktadır. Bu eylemler birbirinden kopuk, dağınık olarak küçük patlamalar şeklinde gerçekleşmekte ve sönmekte; vurucu ve hak alıcı bir güce ve gelişime kavuşamamaktadır.
Orta öğretim gençliği içerisindeki bütün politik gençlik örgütleri neredeyse tamamen, hoşnutsuzluk içerisindeki kitlelere nüfuz edebilecek, yön verecek, öznesi olacak pratik bir çalışmadan ve yetkinlikten oldukça uzaktır. Emek Gençliği olarak platformumuz bu gruplardan farklı olsa da pratik çalışmamız pek farklı değildir.
Ortaöğretim gençliği içerisinde son üç dört yıldır hakim olan geleneksel "sol" platform bizleri de etkilemiş ve bugünden bakıldığında kitle eylem ve örgütlenme faaliyetinin dibe vurmasındaki en önemli nedenlerden biri, sözünü ettiğimiz bu küçük-burjuva etkinin saflarımızda yarattığı tahribat olmuştur.
Orta öğrenimdeki örgüt ve üyelerimiz sadece devrimci demokrat çevrelerle ilgilenmekte ve denilebilir ki; Emek Gençliği'nin pratik örgütlenme alanı bu sözü edilen çevrelerle sınırlı kalmaktadır. Halbuki orta öğretimde bizden bağımsız ortaya çıkan gelişmeler önümüze; bu kendiliğinden eylemlere nüfuz etme, yön verme, yardımcı olma ve onun birleşik hareketini örgütlülüğe kavuşturma görevini koymaktadır. Bu gelişmeler saflarımızdaki tüm tutuculuk, statükoculuk ve küçük burjuva direnmelere karşın adeta bize "gel bizi örgütle" şeklinde davetiye çıkarmaktadır.
Saldırılar bir yandan orta öğrenim gençliğini ilgilendirirken diğer taraftan da öğrenci velisi emekçileri ilgilendirmekte ve bunları hareketin içerisine çekmektedir. Bu durum hiç olmadığı kadar kitle çalışmamızda ve örgütlenme faaliyetimizde kolaylıklar sağlamaktadır.
Bir dönem liselerde ortaya çıkan; başlangıçta geniş öğrenci kesimlerini örgütleme iddiasında ve çekiciliğinde olan Liseli Öğrenci Birlikleri (LÖB) bugün gelinen noktada genel olarak bu çekiciliklerini yitirmiştir. Geçmişte ortaya çıkan ve bugün hâlâ var olan bir ya da birkaç devrimci grubun kitleler adına kurduğu ve kitlelere dayattıkları İDLB, DLMK ve DÖB gibi örgütlenmelerin düştüğü noktayı bugün LÖB'ler de yaşamaktadır.
Burada bir noktaya vurgu yapmak gerekir; o da önemli olanın örgüt biçimleri ve isimleri değil, bu örgütlerin kitleler için ihtiyaç olması ve kitlelerle canlı bağının kurulmasıdır. Hangi tutum ve davranıştan kaynaklanırsa kaynaklansın, bir kez bu örgütler kitleler için ihtiyaç değilse veya ihtiyaç olmaktan çıkmışsa o örgüt biçimlerinde diretmek, kitlelerin dışında kendimizi örgütlemekle kandırmak anlamına gelir.
Öyleyse bugün örgüt biçimlerine takılmak ve bu konuda gereksiz tartışmalara girmek yerine, geniş öğrenci kitleleriyle sıcak ilişkiler kurmak ve onlarla günlük yaşam içerisinde doğal ilişkiler kurmak gerekmektedir. Tek tek sınıflardan kitleleri kucaklayıcı, kapsayıcı sorun ve taleplerden başlamak ve bu mücadelenin ihtiyacına denk düşecek örgütler kurmak zorundayız.
Yeni öğrenim dönemine girerken sınıflarda yapılacak sınıf başkanlıklarını önemsemeli ve demokratik seçimler zorlanmalıdır. Seçilen başkanlar sınıf temsilcileri olarak okul yönetimleri karşısında öğrencileri temsil etmelidir.
Eğitsel kollarda kültürel ve sanatsal etkinlikler önemsenmeli ve bu etkinliklerle en geniş kitlelere ulaşılarak örgüt ve temsilcilik fikri geliştirilmelidir. Onur kolu işbirlikçilerin ve ihbarcıların elinden alınmalı ve bunlar teşhir edilmelidir.
Ortaöğrenim gençliği katı ve despot baskılar karşısında mücadeleye ve örgütlenmeye açtır. Bu açlık eğer politik platformumuza uygun bir faaliyet yürütürsek güçlü öğrenci eylemlerinin ve gerçek öğrenci örgütlerinin önünü açmaya yeter potansiyeldedir.
Özellikle eğitimde katkı payına karşı yerel platformlar kurmanın, kampanyalar başlatmanın ve ödememe çağrısı yapmanın koşulları bazı bölgelerde olgunlaşmıştır. Öğrenci, veli ve öğretmenlerin de bu mücadeleye çekilmesi gerektiği unutulmamalı, planlamalar bu yönelime uygun yapılmalıdır.
Meslek liseleri üzerine
İşçi gençlik temelinde örgütlenen politik bir gençlik örgütü ve bu hedefe kitlenen bir Konferans süreci açısından meslek liseleri özel bir öneme sahiptir.
Konferans, parti politikalarını geniş gençlik yığınlarıyla birleştirmek ve gençliğin enerji ve olanaklarını partiye taşımak eylemi açısından önemli bir adım ve süreç anlamına geldiğine göre, partiyi geleceğin kalifiye proleterleri ile beslemek ve güçlendirmek; bugün Emek Gençliği'ni işçi gençlik temelinde örgütlemenin yanında bir başka kanaldan da geleceğin partisini geleceğin proletaryasına dayandırmaya hizmet edecektir. Bu anlamda meslek liselerine dönük daha güçlü bir çalışma içerisine girmeliyiz.
Meslek liselerindeki akademik eğitimin yetersizliği ve üniversiteye giriş sınavlarında, meslek lisesi öğrencilerinin daha dezavantajlı olmaları, lise bitiminde işsizlik sorunu, staj sömürüsü; bütün bunlar meslek liseleri için özel örgütlenme, propaganda ve ajitasyon konularıdır.
Meslek liselerinde bulunan Emek Gençliği gruplarımızı, meslek liselerinin sözü edilen özelliklerine uygun olarak eğitmeli ve yönlendirmeliyiz. Bu amaçla meslek liselerinde bulunan grup ve üyelerimizle pratik planlar yapmalıyız. Uzun soluklu ve enerjik bir çalışma ile meslek liselerinde ortaya çıkarılabilecek hareket ve örgütlenmeler, genel olarak ortaöğrenim gençlik hareketini de güçlendirecek ve ona istikrar kazandıracaktır.
EMEKÇİ SEMTLER VE SEMT GENÇLİĞİ ÜZERİNE
Özellikle göç ve çarpık kentleşmeden ötürü ülkemizde birçok gecekondu ve emekçi semti oluşmuştur. Ve buralar, birçok sorunla birarada yaşayan bir gençlik potansiyeli birikmiştir. İşşizlik, gelecek kaygısı, ezilmişlik ve küçümsenmişik vb. sorunlar içerisinde emekçi semt gençliği ile örgütlenme temelinde bağlar kurma ve bu gençlik kesimlerini bilinçli bir mücadelenin içerisine sokmanın olanakları sürekli olgunlaşmaktadır.
Emekçi semtlerinde tüm bu sorunlarla sürekli hoşnutsuzluk biriktiren gençlik, semt yaşantısı içerisinde genellikle lümpen karakter taşıyan bir yaşam sürmektedir. Kişilik çatışmaları içerisinde bir kişilik arayışı; sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere duyulan ihtiyaç ve bunlardan bütünüyle yoksunluk; bütün bunlara duyulan öfke vb. nedenler, yukarıda sözü edilen sorunlarla birleştiğinde semt gençliğinin politik örgütlenmelere yönelimini artırmaktadır.
Hangi nedenle olursa olsun örgütlenmeye yönelen gençliğin bugün öbek öbek gruplar halinde örgütlenmesinin koşulları mevcuttur. Semt gençliği içerisindeki çalışmamıza baktığımızda tutuk ve kitle çalışmasında çekingen, çevreci bir alışkanlığa sahip olduğumuzu görüyoruz. Küçük burjuva sol grupların bu gençliğin lümpen özelliklerine tavizler vererek de olsa daha atılgan ve canlı bir çalışma yürüttüklerine ve gençliği daha fazla tahrip ettiklerine ve mücadele ve örgütlenmenin dışına ittiklerine tanık oluyoruz. Örgütsüzlüğe ve yaşanan tahribata karşı gençliğin bizden beklediği atılımı ve yığınlara dönük çalımada üzerimizdeki tortuları atmayı başararak bir başlangıç gerçekleştirmek için Konferans platformu ve hedeflerine sıkı sıkıya sarılmak durumundayız.
Lümpen bir karakter taşıdıkları için semt gençliğinin emek eksenli bir mücadeleye çekilebilmesi ve bu yönde gerekli bazı düşünce ve davranışların törpülenmesi zor olduğu kadar bizim açımızdan zorunludur. Lümpen karakteriyle birlikte örgüte yönelen gençliğin, bilinçli ve emek eksenine dayanan bir dönüşümü yaşamadan, bu alanlarda kurulan örgütlerin kalıcı bir sonuç ortaya çıkarması mümkün değildir. Toplam olarak örgüt çalışmamızı değerlendiğimizde semtlerde gençliğin sürekli şu ya da bu şekilde örgütlerimizle temas kurduklarını, bir dönem çalışmalara katıldıklarını ama bir süre sonra geldikleri gibi ayrıldıklarını görüyoruz. Sürekli ahkâm keserek, akıl vererek ve "olgun" davranarak bu gençlerle canlı bağlar kuramadığımız ve bir süre sonra onların örgüt ihtiyacına cevap veremediğimiz gerçeğini bugüne kadar hep yaşadık. Örgüt yaşantısı ve çalışması bu gençler için süreklilik arzeden bir ihtiyaç olmadıkça da farklı bir sonuç beklemememiz gerekiyor.
Ne diğer küçük burjuva gençlik örgütleri gibi gelen gençleri olduğu gibi kabul eder ve kendimizi buna göre biçimlendirmeli ne de onlardan kopuşa götürecek ulaşılmaz bir örgüt olamayız. Her ikisini ustaca ve yerinde yapan hiçbir örgütümüzün başarısız olması ve dar kalması beklenemez. Böyle bir pratik sonuçta gösterilemez. Aksi takdirde yapılan çalışmanın doğuracağı sonuç; "doldur, boşalt" örgütü olmaktan kurtulamamak anlamına gelmektedir.
Semte saplanan, onu aşamayan bir mücadele ufkuyla, hedef gösterememe ve birim örgütlerine yönelmediğimiz, yöneltemediğimiz her durumda kalıcı, kitlesel ve yayılan bir örgüt olamayız. Dolayısıyla Konferans geleneksel semt çalışmasını farklı bir gözle ve enerjiyle ele almamız ve pratik sonuca götürmemiz gereken bir süreç olmak zorundadır.
Birçok defalar parti basınımızda semtlerdeki örgütlenmeye hizmet edecek bir araç olarak yöre dernekleri, spor kulüpleri vb. yerlerin kullanılmasının gerekliliği ortaya konmuştur. Ancak henüz bu doğrultuda genele yansıyan bir pratik çalışma yoktur. Hatta birçok semt grubumuz bölgesinde bulunduğu bu tip örgütlenmelerin net bilgisine bile sahip değildir. Bu alanda yaşanan olumlu örneklerden de yola çıkılarak, Konferans sürecinde bu temelde israrlı ve planlı bir çalışmaya gireceğiz. Semt gençliğinin yaşamının bölünmüşlüğü, ilgi alanları ve parçalanmışlığı gözönüne alındığında, tek bir örgüt biçimiyle bu gençleri örgütsüzlükten kurtaramayız. Bunun için sürekli bir örgüt fikri ve hedefi içinde olmalıyız; çok farklı sorunlar ve konular temelinde örgütler kurabiliriz, kurmalıyız.
KÜRT GENÇLİĞİ ÜZERİNE
Kürt halkının yıllardır ulusal demokratik talepleri için yürüttüğü mücadele; işçi sınıfı ve emekçi hareketin toplumsal muhalefetin merkezine yerleşmesi ve toplumsal hareket üzerindeki rol ve etkisini artırmasıyla birlikte, Kürt sorunuda emek eksenli bir mücadele ve çözüm platformuna yakınlaşmaktadır. Kimi çevrelerin tespit ve mücadele platformunun aksine salt ulusal talep ile tutarlı bir sonuca gidilemeyeceği Kürtler tarafından da kavranmaya başlanmakta ve başta Kürt yoksul köylü gençliği olmak üzere Kürt gençliği iş, ekmek, toprak vb. taleplerle işçi sınıfı ve emekçi hareketi merkezli bir mücadeleye yönelmektedir.
Ulusal ezilmişlik, siyasal ve askeri baskının yanında gençlik de aynı zamanda ekonomik ve sosyal olarak ezilmekte ve bundan kaynaklanan sorunlar giderek ağırlaşmaktadır. İşsizlik, ilkel üretim ve tarımsal alanda yoğun ve vahşi sömürü giderek derinleşmektedir. Köylerde yaşanan köy yakma, köy boşaltma vb. baskılar sonucu milyonlarca yoksul köylü göç etmek zorunda kalmıştır. Bugün artık göçün yarattığı yeni yerleşim yerleri inkar edilemez bir sosyal gerçeklik halini almıştır. Buralarda yüzbinlerce yoksul Kürt insanı açlıkla, yaşamda kalıp kalamamakla yüzyüzedir.
Eğitim cephesinde de durum farklı değildir. Kapatılan okulların sayısı 4 bini aşmıştır. On binlerce genç eğitim hakkından yoksun bırakılmıştır. Birçok okul asker, polis ve özel tim tarafından karakol olarak kullanılmaktadır. Daracık dersliklerde birkaç öğretmenle eğitim gören yüz binlerce öğrenci yaşam ve gelecek mücadelesi vermektedir. Bölgede eğitimin ve iş olanaklarının geliştirilmesi için ayrılan para, savaşa ayrılan paranın binde biri kadar bile değildir.
Bütün bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak asıl önemli nokta, artık Kürt sorununun da partimizin ortaya koyduğu platformda çözülebileceği gerçeğinin pratikte vücut bulmaya başlamasıdır. Kürt sorununa gerçek ve kalıcı çözümü ancak işçi ve emekçiler ve onların devrimci iktidarı getirecektir.
Öte yandan, Kürt illerinde toplam çalışmamızı değerlendirdiğimizde ya kendi platformumuzu kavrayamadığımız ve ona uygun bir pratik faaliyet içerisinde olmadığımız ortaya çıkıyor; ya da zorluklar karşısında kolayca platformumuzdan vazgeçtiğimiz ve diğer politik platformlara teslim olduğumuz sonucuyla karşılaşıyoruz.
Politik platformumuz karşısında yaşanan bu sapmalar bir yana; yer yer yaşanan koşulları mazeret göstererek koşulsuzluklara teslim olma ve bunu teorize etme tutumuyla da karşılaştığımız aşikârdır. "Kürt gençliğinin ekonomik talepleri o kadar önemli değildir, bu alanda gençlik için ulusal talep her şeydir" gibi değerlendirmelere varan anlayış küçük burjuva milliyetçiliğinin ve onun pratiğinin karşısında ezilme ve kendi platformunu inkar etmenin başlangıcıdır. Bu başlangıç gittikçe parti politikalarının tartışılmaya açılması gibi -niyetler ne olursa olsun anti-parti bir sapma sonucuna yönelmektedir. Partimizin Kürt illerindeki politikalarının tartışılması, tartışma niyetinde olanlar için lükstür. Asıl tartışılması gereken şey, parti politikalarının ne kadar pratik olarak hayata geçirildiği, denendiği, bu yönde ne kadar çabanın nerede ve nasıl harcandığıdır.
Kuşkusuz bütün bu değerlendirmeler Kürt illerindeki bütün örgüt ve üyelerimiz için geçerli değildir. Fakat ateş ve duman içerisinde bu eğilimler, şu ya da bu şekilde kendini saklayarak bugüne taşımıştır ve Emek Gençliği'nin bu alanda olması gerekenden zayıf olmasının asıl nedeni de budur. Bu zayıflık bugüne aynı zamanda rehavet ve atıllığı da beraberinde getirmektedir.
Bütün bunlar daha fazla görev, daha fazla yenilenme ve arınma ve daha hızlı bir atılımı gerektirmektedir. Çünkü ezilen Kürt gençliğinin diğer birçok akım ve örgütlenmeden daha çok ve yakıcı olarak parti politikaları doğrultusunda bir hareket ve örgütlenme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı Kürt gençliğinde kendinde bir bilince dönüştürmek ve maddi bir güç haline getirmek de asıl olarak Emek Gençliği'nin bu alandaki örgüt ve üyelerinin görevidir. Kürt illerinde Konferans sorunu yüzünü sözü edilen bu sorunların çözülüp çözülmemesine dönmüştür. Kürt işçilerin, emekçilerin ve gençlerin emek eksenli bir mücadele yönelimi ve potansiyeli bu çözüm için yeterince olanak sunmaktadır.
KÖYLÜ GENÇLİK ÜZERİNE
Ekonomik ve siyasal sorunlardan kaynaklı olarak kırsal alanlardan metropollere yaşanan göçün bütün yoğunluğuna karşın bugün yüz binlerce genç hâlâ kırsal alanlarda ve köylerdedir. Özellikle yaz aylarında mevsimlik işçi olarak göç eden ve kış aylarında tekrar köyüne dönen köylülüğün içerisinde azımsanmayacak derecede genç bir nüfus vardır.
Genel olarak yaşanan yoksullaşmanın yanında, devletin sürekli taban fiyatlarını düşürmesi; yaşanan savaşın tarımı ve hayvancılığı vurması, kırsal alanlarda işşizlik sorunun derinlenmesi vb. bütün sorunlar köylülüğün ve dolayısıyla köylü gençliğin kendi sorunları temelinde mücadeleye çekilmesinin olanaklarını yaratmaktadır.
Köylü gençliğin örgütlenebilmesi, köylü gençlikle doğal bir bağın ve dolayısıyla güvenin kurulmasıyla mümkün olabilir. Ekonomik sorunlarının yanında köylü gençliğin sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere olan ilgisi ve ihtiyacı da örgütlenme açısından çarpıcı olanaklar sunmaktadır.
Köylü gençliğin örgütlenebilmesi aynı zamanda uygun örgütlenmelerin yaratılmasına bağlıdır. Dolayısıyla köylü gençliğin bir araya geldiği ya da gelebileceği örgütler kurmalı, varsa buralara girip çalışmalı ve gençliğin buralarda öbeklenmesini sağlamalıyız. Köy kahvehanelerinin kültürel çalışmalara çekilebilmesi, köy oda ya da derneklerinde kütüphanelerin açılması ve kültürel, sportif çalışmaların yaratılması, imece ve benzeri yardımlaşma ve dayanışma örgütlerinin yaratılması; bütün bunlar örgütlenme araç ve yöntemlerimizin konusudur.
Sportif etkinlikler ve özellikle futbol turnuvalarının etkisi yadsınamayacak önemdedir ve örgütlenmeyi diğer köylere yayaybilecek ve farklı köylerden gençliği birleştirebilecek bir potansiyel taşımaktadır.
Bu tipte tek tek örgütlenme ve mücadele deney ve kazanımlarımız vardır. Fakat bu olumlulukları toplam bir çalışma ve yönelime sokmak ve köylü gençliğin mücadele ve örgütlenmesini merkezileştirmek Konferansımız ve köylü gençlik örgüt ve üyelerimiz açısından bir fırsattır.
PROPAGANDA, AJİTASYON FAALİYETİNİN ÖNEMİ ÜZERİNE
Hiç kuşkusuz bulunduğumuz her alan (başta birimimiz) ve gündelik yaşam içerisindeki her ilişki bizim propaganda-ajitasyon ve teşhir faaliyetimizin alanlarıdır.
Klasik olarak; bilinçlendirme ve gençliğin devrim ve sosyalizme kazanılması açısından propaganda, ajitasyon ve teşhir faaliyetinin büyük önemi vardır. Fakat bu faaliyetin güçlü ve kazanmaya dönük bir etki yaratabilmesi canlı ve kitleleri saran bir özelliğe sahip olmasını zorunlu kılmaktadır. Gündelik yaşam ve bu yaşam içerisindeki insanların ve kitlelerin yaşadığı her sorun, dile getirdikleri her talep propaganda ve ajitasyonun konusudur. Ancak bu gündelik yaşamın içerisinde canlılık ve etki kazanabilir.
Bu konuda başlıca iki sıkıntı yaşamaktayız; birincisi, tepeden gelen ve sanki yapılmak zorunda olduğu için yapılan geleneksel klasikleşmiş yazılı propaganda, ajitasyonla yetinmek ve onu "dışarıdan" kitlelere sunarak kitleleri kendi haline bırakmak şeklinde yaşanmaktadır. İkincisi ise; bulunduğumuz alanda, birimde genel olarak o birimdeki kitlelerin ana gövdesine seslenen ve onu harekete geçirmeye ve örgütlemeye dönük propaganda ve ajitasyonu yadsımak; sadece çevre ilişkileri ile yetinen ve birebir çalışmayla sınırlı kalan bir propagandaajitasyon ve teşhir faaliyeti yürütmektir.
Bu her iki propaganda ve ajitasyon faaliyeti birbirlerinin karşısına konamayacak ve birbirlerinin alternatifi olamayacak faaliyet tarzlarıdır. İki tarzın bir örgüt çalışmasında birleştirilmesi, devrimci bir faaliyet açısından zorunluluktur. Küçük burjuva sapma ya da tembellikten kaynaklanan bu iki tarzdan birini veya ikisini birden yadsımak devrimci çalışmamızın zayıf düşmesi ve kısır kalması anlamına gelmektedir.
Genel olarak örgüt çalışmamızı değerlendirdiğimizde her iki tarzın da gerçek anlamda kullanılamadığı, mutlaka birinin yadsındığı görülmektedir. Bir örgüt çalışmasında propaganda, ajitasyon ve teşhir faaliyeti olmazsa olmaz bir koşul ve örgütü var eden bir dayanaktır. Bazı örgütlerimizde bu her iki tarzın dahi kullanılmadığı görülmektedir. Bu tipte örgütlerimiz ne için örgüt olduklarını, hangi ihtiyaca cevap verdiklerini sorgulamalıdırlar.
Bilinmelidir ki bu tip gruplarımız açısından Konferans; bu eksikliklerin giderilmesinin ve örgüt ve üyelerimizin kitle faaliyeti yürüten örgütler haline gelmesinin adımlarının atılacağı bir süreç olacak. Aksi bir süreç partinin ve sınıfın beklentilerine cevap veremez ve gerçek anlamda emeğin gençliğinin Konferansı olamaz.
Tek tek yerel düzeylerde ve genel olarak il ya da iller düzeyinde merkezi olarak hayata geçirdiğimiz yazılı ve sözlü propaganda, ajitasyon ve teşhir faaliyetimize dönüp baktığımızda bu eksikliğimiz ve dolayısıyla zaafımız daha somut olarak anlaşılacaktır. Dağıttığımız bildiri sayısını, hangi zamanda hangi düzeyde ne kadar ve ne şekilde bu faaliyetleri ele aldığımızı değerlendirelim. Propaganda ve ajitasyonun merkezi ve en önemli araçları olan Parti basını ve günlük gazetenin tirajına bir bakalım. Durumumuzun olması gerekenden ne kadar uzak olduğunu ve ne kadar hızlı ve köklü dönüşmemiz gerektiğini görmemiz için bu veriler yeter de artar bile. Bu gerçekliği kavramak kendi başına anlamlı değildir. Kavrayışımız değiştirmeye ve değişmeye dönük olmak zorundadır. Peki nasıl değişeceğiz, nasıl değiştireceğiz?
Öncelikle alanlarımızdaki sorunlar karşısında kitleyi harekete geçirebilmek ve örgütlemek için propaganda, ajitasyon araç ve biçimlerini belirlemek ve bunları değişken ve hareket halinde düşünmemiz gerekiyor. Her kademe ve düzeyde örgütlerimiz Konferans sürecinde, bu konuda bir hedef ve plana sahip olmak zorundadır. Sözlü ve yazılı propaganda, ajitasyon ve teşhir çalışmasını bu hedef ve planlar dahilinde kesintisiz, canlı ve somut sorunlardan ve taleplerden yola çıkarak yapacağız.
Konferans boyunca ve sonrasında atılımın bir ayağını propaganda ve ajitasyon faaliyetindeki değişim oluşturacaktır.
GAZETE VE GÜNLÜK POLİTİK MÜCADELE
Proleter sosyalist hareketin işçiler, emekçiler ve gençler arasındaki örgütlenme düzeyi; işçilerin ve emekçilerin iktidara gelmesine yardımcı olma ve ona önderlik etme yeteneği ve birikimi; bunu sınıflar mücadelesinin her günkü seyri üzerinden yapma olanağı vb. Bütün bunlar işçi ve emekçilerin mücadelesinin günlük bir işçi basınını zorunlu bir ihtiyaç haline getirmesi olgusuyla birleşti. Ve günlük işçi basını partimizin ve gençlik olarak bizlerin sahip olduğu tarihi bir araç olarak somutlaştı.
Bu noktadan sonra da, günlük işçi-emekçi basının sermayenin saldırıları karşısında emek cephesinin örülmesi ve emekçilerin iktidar mücadelesinin ilerletilmesi açısından önemi üzerine basınımızda birçok yazı yayınlandı. Bu yazılar aynı zamanda partimizin ve gençlik örgütümüzün günlük işçi basını karşısındaki görev ve sorumluluklarını da içeriyordu. Ancak Emek Gençliği olarak bu görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmede gerekli planlı çalışmayı yaşama geçiremedik. Bunu elimizdeki birçok olanağa rağmen yapamamış olmak da işin cabası.
Fakat bu durum ne günlük işçi basınını bir ihtiyaç olmaktan çıkarıyor, ne de "ne yapalım ancak bu kadar oluyor" vb. türden yaklaşımları haklı kılıyor. Çünkü gençliği, sermaye ve hükümetin çok yönlü saldırıları karşısında eğitme; bu saldırılara karşı koyma, püskürtme ve karşı saldırıya geçme konusunda örgütlenmesi ve harekete geçmesine yardımcı olma ve bunu hergün yapma ihtiyacı ortadan kalkmak bir yana daha da yakıcılaşıyor. Ve bu ihtiyacı karşılamada günlük işçi basını vazgeçilemez bir araç durumunda.
Bugün gençlik hareketi bizlerden onu ilerletme ve güçlendirmede hergün kesintisiz bir yardim ve önderlik bekliyor. Bunun en temel aracı da, ülkemiz sınıflar mücadelesindeki ve dünya proletaryasının mücadelesindeki her günkü değişmeler ışığında emekçileri ve gençliği bilgilendirecek, eğitecek, çok yönlü bir günlük politik donanımın edinilmesine hizmet edecek günlük bir işçi basınıdır.
Günlük bir işçi basınına sahip olmak ve onu işçilerin, emekçilerin, gençlerin mücadele ve örgütlenmesine günlük olarak yardımcı olmanın temel aracı olarak kullanma yeteneği göstermek ise, geleneksel "sol" çalışma tarzından uzaklaşmaktır. Bu çalışma tarzına karşı proleter sosyalist hareketin işçi tarzını çıkartmak, onun tarihsel birikiminin ışığında bugünün ihtiyaçlarını karşılamak; işçileri, emekçileri iktidara taşıyacak olan ve kendini hergün yeniden ve daha ileri düzeyde üretmesi üzerinde yükselen bir günlük bolşevik propaganda-ajitasyon ve örgütlenme çalışması yürütmektir.
Bugün bizler açısından da en temel sorun, hareketin günlük ihtiyaçlarından yola çıkarak, onun hedefe ulaşmasını hızlandıracak kısa, orta ve uzun vadeli bir planlama, pratik çalışma ve örgütlenme içerisine girememektir. Hareketin dünkü ihtiyaçlarını karşılama çabasıyla edindiğimiz tutum ve alışkınlıkları, yaşam biçimini ve bütün bunlarla birlikte üzerimizdeki geleneksel "sol" etkiyi kırmaktır.
Artık gençlik olarak da yukarıda sözü edilen ihtiyaçlar ve olanaklar üzerinden, kurtulmamızarınmamız gereken tutum ve alışkanlıklardan kurtularak, gençliğin mücadele ve örgütlenmesini ilerletmek için günlük politika yapma yeteneğini göstermek zorundayız. Gençliğin, mücadele ve örgütlenmesinin sorunlarını çözmesine hergün yardımcı olan bir düzeyi yakalamak zorundayız. Bugün bunun en temel aracı bizim açımızdan da emeğin günlük yayın organıdır.
Günlük basın ve Gençlik
Gençliğin nabzını günlük olarak tutmak burjuvazinin de temel hedeflerinden birisidir. Gençlik üzerindeki burjuva ideolojik kuşatmayı sürekli kılmak amacıyla, farklı farklı periyotlarda yayın yapan her renkten ve boydan burjuva basın organları da bu hedefe ulaşmanın temel araçları konumunda. Bunlar içerisinde günlük basının büyük bir önemi var. Özellikle 'Yeni Yüzyıl' ve 'Radikal' gibi gazeteler kendilerine hedef okur kitlesi olarak gençliği ve ağırlıklı olarak da öğrenci gençliği seçmiş durumdalar.
Bu gazetelerin gençlik kitleleri üzerinde yarattıkları yabancılaşma ve yanılsama eksenli tahribatı görmemek için ya kör olmak ya da bundan rahatsızlık duymamak gerekir. Gençliğin kendi toplumsal gerçekliğine ve geleceğine yabancılaşıp, bireysel kurtuluş peşinde koşmasını körükleyen; kaynağını burjuva yaşam tarzı, burjuva kültür, popülizm ve "Yeni Dünya Düzeni ve yükselen değerler" den alan bir yayın politikasıyla, gençlik üzerindeki burjuva kuşatmayı daha da yoğunlaştıran, yabancılaşma ve yanılsamanın sınırlarını daha da genişleten bir işlevi yerine getiriyorlar.
İdeolojisizlik ve tarafsızlık adına en pespaye burjuva liberalizmini "yeni insanın"
yaşam biçimi ve hedefi olarak koyuyorlar. Burjuvazinin bu kuşatmasına karşı koymak için bizler de günlük gazete gibi bir silaha sahibiz ve bunu gençlik cephesinden kullanmalıyız.
Bugün gençliğin dikkatini ve enerjisini bir noktaya kilitlemek gibi bir zorunlulukla yüzyüzeyiz. Günlük emekçi basınının yaşaması ve beslenmesi ihtiyacının karşısına hiçbir gerekçe çıkarılamaz. Çünkü bütün gücümüzle günlük emekçi basınına sahip çıkmak, onu beslemek ve gençlik olarak onu donatmak ve donanmak acil ve hayati önemde bir sorumluluktur.
Gençlik gazetemizin aylık periyotlarda yayın yapmaktan çıkıp, günlük gazetede gençlik sayfaları hazırlamaya başlamak aynı zamanda yeni ve daha ağır bir dizi sorumluluğu omuzlarımıza yüklemektedir. Artık hiçbir neden ve koşul öne sürülerek, günlük basını sahiplenme; onu bir örgütlenme aracı olarak kullanma; eğitim, üretim ve yerleşim birimlerinde düzenli ve somut hedeflere bağlı olarak günlük gazeteyi dağıtma; haber, araştırma-inceleme, röportaj, analiz vb. yazılarla her gün besleme, gençliğin mücadele ve örgütlenmesinin sorunlarını; gençlik kitlelerinin günlük yaşamlarını; sosyal, siyasal, kültürel ve sportif olaylara bakışlarını yansıtma ve bu temelde sürekli bir üretim içerisinde olma sorumluluğunun üstü örtülemez. Günlük basını gençlik olarak bu tarzda sahiplenmek, kendimizi bu temelde yenilemeyi; olay ve olguları devrimci bir ataklıkla kavramayı ve yansıtmayı başarmak anlamına gelmektedir.
Yenilenmenin önemli bir göstergesi
En başta her emek genci, yürüttüğü devrimci çalışmanın düzeyinin ve kendisinin mücadeleye ne kattığının bir göstergesi olarak günlük gazeteyi bilgilendirme ve ondan bilgilenmeyi bir devrimci norm olarak almalıdır. Büyük küçük, önemli-önemsiz demeden, gençliğin yaşamını ve bunun içerisinde kendi durduğu yeri ve eylemini gazeteye yansıtmalıdır. Bu, geleceği için emekten yana mücadele eden bir genç olmanın getirdiği bir sorumluluktur.
Bugün, sanayi sitelerinden, atölyelerden, okullardan, semtlerden oluşan gençliğin doğal örgüt alanlarında bulunan binlerce emek genci, gençliğin her günkü yaşamını gazeteye yansitma ve dağıtımı örgütleyerek gazeteyi bu doğal örgüt alanlarının bir parçası haline getirme olanağına sahiptir. Bizlere düşen, bu olanağı kullanmada kararlı, çalışkan olmak ve ustalaşmaktır.
Bu yöndeki devrimci çalışma hem gençlik hareketini yeni bir düzeye çıkartıp güçlendirecek hem de yenilenmiş bir politik gençlik kuşağı ortaya çıkaracaktır. Gençliğin mücadele ve örgütlenmesinin ihtiyaçları bizden yenilenmiş bir devrimci örgüt ve insan istiyor. Bu da ancak böyle bir sürecin içerisinden çıkacaktır. Aksi takdirde partimizin önümüze koyduğu geleneksel çalışma tarzından ve alışkanlıklardan kopma yönündeki yenilenme platformu iyi niyet sınırlarını aşmayacaktır.
Gençlik içerisinde günlük basının ele alınışı ve günlük politik çalışma düzeyimiz Konferans süreci boyunca ve sonucunda; konferansımızın ne oranda başarılı olduğunu belirleyecek ölçütlerden biri olacaktır.
EMEK GENÇLİĞİ