Emek Gençliği 10. Konferans Broşürü
EMPERYALİZM VE SÖMÜRÜYE KARŞI
GELECEĞİ BİRLİKTE KAZANMAYA!
Mart 2023
EMEK GENÇLİĞİ 10. KONFERANSINA GİDİYOR!
Emek Gençliği 9. Konferansını 2022 senesinde gerçekleştirdi. 9. Konferansımızdan bu yana geçen iki sene içerisinde dünyada ve Türkiye’de ekonomik krizin gençlik kesimleri üstündeki yükü ağırlaşırken emperyalist çelişkiler derinleşti, emperyalist bloklar arasında kutuplaşma hız kazandı. Dünyadaki bu gelişmelere bağlı olarak, geride bıraktığımız iki sene tek adam yönetiminin Türkiye gençliğine yönelik sayısız saldırısıyla ve bunlara karşı gelişen mücadelelerle geçti.
Artan hayat pahalılığı karşısında eriyen ücretler ve burslar yüzbinlerce genci okurken çalışmak zorunda bırakırken eğitim hakkı fiilen gasp edildi. Barınma, beslenme, ulaşım gibi eğitimin devam etmesini sağlayan zorunlu ihtiyaçların karşılanamaz duruma gelmesi eğitimden kopuşu hızlandırdı. DİSK verilerine göre genç işsizliği 2023 yılının son üç çeyreğinde %32,7 olarak kaydedildi. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı ise %24,2.
2023 yılında iş cinayetinde ölen 1932 işçinin 400’ü genç ve çocuk işçi. Bekâr bir çalışanın “yaşama maliyeti”nin aylık 18.796,36 TL olduğu koşullarda KYK kredisi ise yalnızca 2000 TL oldu. Kredi borcunun “bir defaya mahsus” yalnızca faizinin silindiği Türkiye’de son 2 yılda beşli çetenin vergi borçları tam 128 kez silindi. Tek adam yönetiminin bütün pratiği zenginlerin daha fazla zenginleşmesine yönelirken Türkiye gençliğinin payına düşen, sömürü, yoksulluk ve ölüm oldu.
Maraş depreminde 50 bin 783 yurttaşımız yaşamını yitirdi, 107 bin 204’ü ise yaralandı. İktidar ise doğal afetin felakete dönüşmemesi için hiçbir sorumluluk almadı. Bu felaketin ortasında Kızılay’ın depremzedelere çadır satması ve çimento borsalarının yükselmesi tek adam yönetiminin büyütmek istediği sömürü ve cinayet rejiminin en açık ifadesi olmuştur.
Türkiye, apaçık bir biçimde halkının acılarının iktidar ortağı sermaye gruplarının avuçlarını kaşındırdığı bir ülke. Deprem felaketinden krizi fırsata çevirme olanağını yaratan, depremzedeleri KYK yurtlarında, öğrencileri online eğitimde mağdur eden koşullar tek adam yönetiminin saldırı seferberliğinin parçaları olmuştur. ‘99 depreminin ardından toplanan vergilerin kaçırıldığı, televizyonlarda “kim daha fazla verecek” yarışına girişen Türkiye sermayesinin depremzedeler için hiçbir acil ve kalıcı adımı atmadığı görülmüştür.
Okurken çalışmak zorunda olma, işsizlik tehditi yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm olma koşulları gelecek kaygısını büyütürken, artan siyasal baskılar, demokratik haklara yönelik saldırılar Türkiye gençliğini daha geniş bir biçimde bir avuç sermayedar karşısında emeği, geleceği ve hayalleri ellerinden alınmaya çalışılan milyonlarla aynı kaderde buluşturdu. Tek adam yönetiminin faşist bir rejimi inşa etmek üzere attığı adımlar hız kazandı.
Emek Gençliği, tüm bu gelişmeler karşısında Türkiye gençliğinin acil talepleri ve ihtiyaçları etrafında mücadelesini ilerletmek, baskı, talan ve sömürünün ortadan kalktığı sosyalist bir gelecek için “Emperyalizm ve Sömürüye Karşı Geleceği Birlikte Kazanmaya!” sloganıyla 10. konferansına gidiyor.
2023 SEÇİMLERİNİN ARDINDAN
2023 seçimlerinde tek adam yönetimi, oy çalma gibi usulsüzlükler de hesaba katılarak, büyük oy kayıpları yaşadı, başta üniversiteliler olmak üzere Türkiye gençliğinin ezici çoğunluğunun rızasını kazanmadı, ancak ittifak ortaklarıyla birlikte ikinci turda sandıktan galip çıktı. Yeniden Refah ve HÜDA-PAR gibi gerici partiler mecliste yer aldı. Sermayenin en gerici güçlerinin meclise girdiği bu seçimlerde Türkiye gençliği burjuva muhalefete esasını AKP Erdoğan yönetiminin yenilmesini oluşturan koşullu bir destek sundu.
Tek adam yönetimi seçim kampanyasını LGBTİ’lerin ve kadınların haklarına yönelik tehditlerin ağırlık kazandığı bir siyasetle sürdürdü. Tarikat ve cemaatlerin her bakımdan desteklendiği, iktidarın kalıcı bir bileşeni olarak sahne aldığı koşullarda gençliğin ve geniş toplumsal kesimlerin laiklik talebi de burjuva muhalefetin biçimsel laiklik söylemi gölgesinde sahipsiz kaldı. Halkın özgür ve eşit bir yaşam talebi yok sayılırken Cumhuriyetin 100. yılı projeksiyonu hamasi söylemlerin, somut ihtiyaçları temel almayan soyut ilkelerin ışığında sürdürüldü.
Millet İttifakı’nın ortaya koyduğu politik hattın, öne sürdüğü vaatlerin yerine getirilmesi beklentisi de vaatlerinin Türkiye gençliğinin ihtiyaçlarını karşılamadığı da en genel kabuldü. Türkiye gençliği, kendi siyasal seçeneğini büyütemediği koşullarda iki burjuva ittifak arasında, belirli demokratik kazanımlarını koruma hedefiyle tercih yaparken, seçim sonuçlarının yarattığı karamsarlık havası henüz dağılmış değil. Sandıkla değişecek” tutumunun “yapacak bir şey kalmadı” tutumuna dönüşümündeki en büyük payı değişimi oy vermeye indirgemek oluşturdu.
Türkiye gençliğinin seçimleri ele alışı “sandıkları koruyalım”dan öteye taşınamadı. 2023 Seçimleri talepler etrafında bir mücadele olmadan kazanım, tek adam yönetimine karşı örgütlü mücadele olmadan değişim olmayacağını bir kez daha kanıtladı. Seçimlerin ardından devlet mekanizmalarını yeniden dizayn etmeye yarayacak anayasa değişikliğine alan bulan tek adam olası bir referandum hazırlığında. Tek adama karşı güçlü bir yanıtın örgütlenmesi için seçim deneyimini hatırlamak gerekiyor. Tek adamın faşist bir yönetim için hazırlıklarını boşa çıkaracak olan; örgütlü gücümüzü büyütmek adına attığımız adımlar olacak.
TÜRKİYE KAPİTALİZMİNİN AĞIR YOKSULLUK VE BASKI PLANI
Tek adam yönetimi tarafından gerçekleştirilen saldırıların temelini emperyalist-kapitalist çıkarlar oluşturuyor. Rasyonel politikalar adı altında kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı krize yine kapitalist düzen içi reçeteler üretiliyor. Kapitalizm, her koşulda ve şartta sömürüye dayalı bir aşırı üretim sistemidir. Tam da bu sebeple, ortaya koyduğu üretim biçimi özü itibariyle plansızdır, toplumsal ihtiyaçları değil sermaye birikimini temel alır. Değişen para politikaları, kalkınma planları vb. ekonomik hamleleri tekelci burjuvazinin yaşamsal çıkarlarını korumaya yöneliktir. Bu sebeple Türkiye gençliği ve işçi sınıfının yaşamsal çıkarlarıyla birbirine zıttır, çelişiktir.
Tek adam yönetimi yoksul sınıfları mülksüzleştirme, Türkiye’yi ucuz işgücü cennetine dönüştürme, Türkiye’yi yoksul, güvencesiz milyonların ülkesi yapma hedefini siyasal baskıların arttırılması yoluyla garanti altına alıyor. Yoksulluk sınırının altında ücretlerle geçinmeye çabalayan milyonlara ise ekonomiden çıkış reçetesi olarak “dişinizi sıkın” deniyor.
2024 yılı için asgari ücret 17.002 TL olarak açıklandı. Bu sene başka zam yapılmayacağını açıklayan iktidar, Türkiye işçi ve emekçilerine yoksulluğun ve sömürünün geleceğini dayatıyor. Artan enflasyon ve TL’nin değer kaybı ile ücretlere gelen zamlar daha gelmeden buharlaşıyor. Esnek ve güvencesiz çalışma koşulları yaygınlaşıyor. İşçiler, patronlar karşısında en temel anayasal haklarını bile kullanamıyor, savunmasız hale getiriliyor. Genç işçiler tecrübe eksikliği, çıraklık vb. gibi nedenlerle aynı işi yapmalarına rağmen çok daha düşük ücretlere çalışmak zorunda bırakılıyor. Birçok angarya işin de sırtlarına yıkılmasıyla sömürü büyüyor.
Neredeyse her iş kolunda genç işçiler sömürü ve baskıyla çok daha çıplak biçimde karşılaşıyor. Geçmişte daha güvenceli görünen iş kolları dahi kuralsız-güvencesiz çalışma düzeninden payını alıyor. Kayıt dışı çalışma, güvenceli gelecek hakkı elinden alınan genç işçiler için en yaygın çalışma biçimlerinden biri haline geliyor.
Tek adam yönetimi, patronların her fırsatta duyurduğu ara eleman ihtiyacına çocuk işçiliğini yasallaştıran projelerle yanıt veriyor. MESEM’lerde bugün 1.286.581 kayıtlı öğrenci bulunuyor. MESEM’ler tek adam yönetiminin ve Türkiye kapitalizmin gençliğe sunduğu geleceğin en somut karşılığı. Temel derslerden mahrum bırakılan yüzbinlerce gence derslikler yerine atölyeler işaret ediliyor.
Dış politikada güçlü devlet söylemini içeride Türkiye gençliğinin yaşam ve çalışma koşullarının ağırlaştırmasının geçer sebebi olarak ilan etmekten geri durmuyor. “Maddi sıkıntılar gelip geçer, Türkiye devleti yeter ki güçlü olsun” yalanının harcı tutmadığı ölçüde temel hakları için mücadele eden Türkiye gençliği şiddet sarmalına alınıyor, mücadele eden diğer toplumsal kesimlere olduğu gibi, ODTÜ’de Boğaziçi’nde ve Hacettepe’de soruşturma furyalarıyla Türkiye gençliğine aba altından sopa gösteriliyor. Türkiye gençliğinin mücadeleci kesimlerinin bastırılması yoluyla iktidar, antidemokratik uygulamalardan kemer sıkma politikalarına kadar tüm siyasal ve ekonomik hedeflerini hiçbir engele takılmadan uygulamaya çabalıyor.
Türkiye, silah ihracatında küresel pazardaki hacmini artıyor. Tek adam yönetimi tarafından İHA’lar SİHA’lar üretiyoruz, bağımsız ve güçlü bir ülkeyiz söylemleri karşısında “peki biz neden zenginleşmiyoruz?” sorusunu, hamasi güç ve bağımsızlık söylemleriyle yanıtsız bırakıyor. Oysa, Türkiye burjuvazisi ve emperyalist işbirlikçileri, kendi cephelerini doldururken üstüne işçi ve emekçileri ve onların gençliğini yoksulluğa ve savaşa mahkûm ediyor.
Orta Vadeli Program’a uygun olarak gerçekleştirilen 2024 bütçe planıyla emperyalist savaş politikaları ve tekelci sermayenin sömürüsü garanti altına alınıyor. Gençliğin temel ihtiyaçlarına harcanması gereken bütçeler sermaye teşviklerine, savaş yatırımlarına ayrılıyor.
Kürt ve Türk gençliği bu saldırılardan birlikte etkileniyor. Kürt gençliğini doğrudan etkileyen operasyon ve saldırılar, siyasal baskılar sürüyor. Ekonomik ve siyasal baskıların karşında gelişen “ortak mücadele” zemini, milliyetçi kışkırtmalarla zayıflatılmaya çabalanıyor.
Türkiye gençliğinin sahiplenmesi beklenen milli değerler, her türden acil sorun karşısında ayrışma ve bölünmenin gerekçesi olarak örgütlenirken, üstüne Kemalizm ve sağcılık bu acil sorunlarının soyut çözümleri olarak işaret edilmekte. AKP karşısında, halkın gerçek özlemlerine ve ihtiyaçlarına yaslanmayan muhalefet yöntemlerinin temel harcını oluşturan bu akımlar, bağımsız bir Türkiye’nin, Kürt ve her milliyetten gençle eşit ve bir arada yaşamın siyasal araçlarını baskılamaya, gençliğin enerjisini kendi ihtiyaçları için mücadele etmekle buluşmamaya yöneltmek adına örgütleniyor. Bu koşullar içerisinde, Türk ve Kürt gençliği başta olmak üzere her milliyetten gencin demokrasi ve eşitlik temelinde ortak mücadelesini örgütleme ihtiyacı artıyor.
Demokratik haklara yönelen saldırıların etkisi ezilen ulus gençliği üzerinde artarken, tüm Türkiye gençliğinin milliyetçi hamasi kışkırtmalara karşı uyanık olması, bir arada yaşama ve mücadele etmeyi zedeleyecek provokasyonların karşısında olması önem taşıyor.
EMPERYALİZMİN SAVAŞ VE SÖMÜRÜ ROTASINA KARŞI DÜNYA VE TÜRKİYE GENÇLİĞİ
Dünya nüfusu güncel verilere göre 8 milyarı aşmış durumda. Bu nüfusun 1,2 milyarını 15-24 yaş arası olmak üzere gençlik oluşturuyor.
Türkiye genç nüfus bakımından Avrupa Birliği ülkeleri arasında, 15.2 oranıyla birinci sırayı çekiyor.
Bu hem uluslararası tekeller hem de Türkiye burjuvazisi açısından gençliğin geleceğini teslim almaya yönelik daha kapsamlı planların yapılması anlamına geliyor. Emeğin ucuzlaşması, eğitimin piyasalaşması, kapitalizmin ihtiyaçlara uygun olarak dizayn edilen toplumsal yapı içerisinde geçmiş masallar artık dikiş tutturamıyor. Neoliberal politikaların öne sürdüğü “çok çalışanın kazandığı, gerçekten hak edenin refah içinde yaşadığı” iddiaları milyonlarca gencin yaşam ve çalışma koşulları karşısında daha hızlı yanlışlanıyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 verilerine göre intihar 15-29 yaş arasında dünyada en fazla kaybın olduğu 4. ölüm sebebi iken Türkiye’de son 50 yılın en yüksek intihar oranları görülüyor.
Emperyalist çelişkilerin, bölgesel savaşların, işgal ve yağmanın gölgesi altındaki günümüz dünyası, gençlik açısından önümüzdeki dönemin yaratacağı daha ağır sonuçlara işaret ediyor. Bu tablonun parçalarını ise daha fazla yoksulluk, savaş, baskı ve sömürü oluşturuyor.
Dünyada, 2018-2022 yılları arasında silah ithalatına yılda yaklaşık 112 milyar dolar harcandı. 2018-2022 döneminde küresel silah ihracatı, on yıl öncesine göre %4,8 yükseldi.
Askeri operasyonlar ve tatbikatların sıcak çatışma ve savaşlara dönüştüğü, Filistin halkına yönelik gerçekleşen soykırım hala süren Ukrayna-Rusya savaşının, Tayvan krizinin, Kongo’da Ekvador’da gerçekleşen askeri darbelerin toplamda Ortadoğu, körfez ülkeleri, Doğu Avrupa ve pasifik de dahil olmak üzere tüm dünyada gerilimli ve çatışmalı bir sürece işaret ettiği görülüyor.
Öyle ki son dört yılda yaklaşık 48.000 sivil çatışmalarda ve savaşlarda öldürüldü, yaklaşık 90 milyon kişi evlerinden oldu. 2019 yılında açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısı 613 milyon iken bu sayı 2023’te 735 milyona ulaştı. 1980’li yıllardan bu yana ilk kez enflasyon gelişmiş kapitalist ülkelerde %10’a yaklaştı. Savaş harcamalarını arttıran, ulusal güvenlik bahanesini başka ülkelerin sınırlarını ihlal etme gerekçesi olarak öne süren devletler, bu politikanın zorunlu bir sonucu olan göçmen karşıtlığını örgütlüyor.
Kendilerine yönelen öfkeyi savaştan kaçan yoksul halklara yönelterek, dünya gençliği arasında suni ayrışmalar yaratarak mücadeleleri bölerek bastırmayı amaçlıyorlar. Arap ve mülteci düşmanlığının sistematik politikalar yoluyla örgütlenmesi bu hedefin bir ürünü. Ancak bütün halklardan dünya gençliğini barıştan ve kardeşlikten yana bir mücadelede bir araya getirecek olan antiemperyalist, barıştan yana örgütlü mücadeledir. Bu ihtimal ise Filistin eylemlerinde görüldüğü gibi bütün egemenlerin en korkulu rüyasıdır.
Bütün dünyada haklar Filistin’den yana tutum alırken, emperyalist/yayılmacı hedeflerinden ödün vermeden İsrail’le ekonomik, siyasal ve askeri iş birliğini sürdürenler ise devletler olmuştur. Filistin ve İsrail halkları için barış ve kardeşlikten yana tutum alan milyonlara yönelik polis şiddeti, başta batılı devletler olmak üzere bütün dünyada burjuvazinin kendi hukuk normlarının ve anlaşmalarının tanınmayacağı bir döneme girdiğimizi gösteriyor. Öyle ki artık savaşların durdurulmasının tek koşulunu halkların örgütlü gücü oluşturabilir.
Emperyalist-kapitalist sistemin tüm saldırılarına karşı geçtiğimiz iki sene dünya gençliğinin kitlesel eylemlerine sahne oldu. Özellikle Fransa, İtalya ve Yunanistan’da ağırlaşan yaşam koşulları, eğitim ve yargıya yönelik reformlara karşı gerçekleşen hükümet karşıtı protestolarda kitlesel olarak yer aldı. Almanya gençliği ırkçılığa karşı düzenlenen eylemlerin önemli bir parçası oldu. Türkiye gençliği, Putin ve İsrail yönetiminin saldırıları karşısında eylemler örgütledi, barıştan yana bir tutumun olanaklarını büyütmek adına sorumluluk aldı.
PARASIZ, BİLİMSEL DEMOKRATİK EĞİTİM İÇİN MÜCADELEYE!
Eğitim tüm kademelerde Türkiye burjuvazinin hedeflerine uygun olarak yeniden dizayn ediliyor. Bu dizayn tek adam yönetiminin üniversiteye yönelik çok yönlü saldırılarına farklı boyutlar kazandırıyor. Üniversiteler, üniversitelilerin akademik çalışma adı altında çeşitli sermaye gruplarının yararına projeler ürettiği, teknokentler ile sömürünün üniversitenin içerisine doğrudan yerleştiği, kariyer ve mülakat günleri ile şirketlerin adeta modern bir işçi pazarından, Erdoğan’ın deyimiyle “kuluçka merkezlerinden” kalifiye eleman seçtiği alanlar haline geldi.
Üniversite yönetimlerinin akademik özgürlük ve özerklik ilkeleri hiçe sayılarak tek adam iktidarının atamalarıyla belirlenmesiyle bu anlayışın üniversite bütününe sirayet ederek gençliğin söz hakkının gasp edilmesi, gençliğin bir araya gelebileceği alanların daraltılması, kulüp ve topluluklarının sansür ve etkinlik yasaklarıyla işlevsizleştirilmesi, kapatılması vb. gibi çeşitli biçimlerde görünür hale gelen bu saldırı dalgası büyüyor.
Üniversite kürsüleri ve müfredatlar atanmış yönetimler tarafından sürekli mobing, tehdit ve baskılar yoluyla zapturapt altına alınmaya çabalanıyor, bilim dışı dogmalarla niteliksizleştiriliyor. Paraşüt atamalar, isme özel akademik ilanlar ile tek adam yönetimi üniversitelerde hiçbir akademide teamüle riayet etmeden kadrolaşıyor. Üniversite bileşenlerinin örgütsüzlüğünden faydalanarak üniversiteleri atadığı rektörlerin iki dudağının arasında kararlarla yönetiyor.
ÖTK seçim takvimlerinin öğrencilerin baskısı olmadan ilan edilmediği, ÖTK’lerin resmen tanınmadığı, üniversite öğrencilerinin ortak irade ve eylem hakkının yok sayıldığı koşullar özerk-demokratik üniversitenin son kırıntılarını dahi ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Öğrencilerin ihtiyaçlarını hasır altı eden uygulamalar üniversite kampüslerini ve yurtlarını içerisinde okunamaz ve barınılamaz mekanlar haline dönüştürüyor. Üniversite gençliğinin ortak iradesi yok sayılırken biriken sorunlar üniversiteleri güvensiz alanlar haline getiriyor.
İhmaller sonucu hayatını kaybeden Zeren Ertaş’ın ölümü ise bu durumu gösteriyor. Denetimsiz asansörlerin bütün KYK yurtlarında bulunması, “Ben de onun yerinde olabilirdim” duygusunu “Zeren bizim kız kardeşimizdir” ve “Katil KYK” sloganına dönüştürdü. 62’den fazla ilde gerçekleşen yurt eylemlerine katılan on binlerce genç katıldı.
Eğitim her kademede piyasalaşırken, müfredat içeriğinin bilim dışı dogmalarla donatıldığı, liselerde ÇEDES uygulamasıyla dinci-gerici eğitim politikaların hayata geçirilmesi girişimlerinin arttığı bir süreçten geçiyoruz. Bir öğün ücretsiz yemek hakkının temin edilmesinin, eğitime devam edebilmenin koşulu haline gelmesi milyonlarca liselinin, din eğitimi ve uygulamalarına harcanan bütçeyi esas olarak yaşam ve eğitim giderleri için talep etmesi daha da acil hale geldi.
BİLİMSEL SOSYALİZMİN BİRİKİMİYLE KAZANMAYA!
Türkiye gençliğinin kazanılmış tüm haklarına yönelik saldırılar aynı zamanda geri siyasal tutum ve eğilimlere zemin yaratan ideolojik saldırılarla birlikte gerçekleşiyor. Bilimde ve akademide egemen olan olgucu, pozitivist, idealist ve dogmatik dünya görüşü, siyasal yaşamda dar pragmatizmin, beklenticiliğin, tarihsellikten koparılmış, neden sonuç bağıntılarından arınmış ikiliklere dayandırılan muhakeme biçimlerini yaygınlaşıyor. Oysa Türkiye gençliğinin kendi talepleri adına sürdürdüğü mücadelenin sistematikleşmesi, kazanımlarının kalıcı hale gelmesi tutarlı bir siyasal programı, kendisine yönelik saldırıları gerçekleştiren egemen sınıf ve onun dünya görüşü karşısında işçi sınıfının dünya görüşü olan bilimsel sosyalizmin ve diyalektik materyalizmin savunulmasını zorunlu kılıyor. Bilimsel sosyalizmin hedefleri ve ilkeleri, Türkiye gençliğinin içerisinden çıkamadığı tüm sorunlar karşısında en gerçekçi çözümü içerirken, acil sorunlar etrafında mücadelenin güçlenmesi için en uygun yol, yöntem ve araçları yaratabilecek üretkenliğin de zeminini oluşturuyor.
EMEK GENÇLİĞİ TÜM TÜRKİYE GENÇLİĞİNİ SAFLARINDA MÜCADELEYE ÇAĞIRIYOR!
Geçtiğimiz dönemde Türkiye gençliği pek çok sorun karşısında yan yana gelme deneyimleri edinirken, yüz yüze olduğu saldırıyı püskürtme, kazanılmış haklarını koruma hedefi temel pratiğini oluşturuyordu. Bütün mücadele süreçlerinde, kendi kitleselliğinden ve üniversite gençliğinin ortak saldırılara karşı ortak hareketinden güç alabileceği, deprem sürecindeki online eğitim kararına karşı tüm üniversitelerde toplanan yüzlerce kulüp-topluluk imzası, yemekhane zamlarının geri çekilmesi eylemleri, yurt eylemleri gibi örneklerle daha da açık hale geldi. İktidar politikaların yoğunlaştığı genç kadınlar ardında bıraktığımız iki senede, temel haklara ve demokratik kazanımlara yönelik saldırılarda ön saflarda olmayı sürdürdü. Yaşamlarına yönelik saldırıların çok yönlülüğü, kadınların örgütlü olduğu alanları büyütürken, genç kadınların mücadelesinin en temel kazanımları CİTÖK’ler ve üniversitelerde kadın toplulukları, semtlerde kadın dayanışma dernekleri gibi kadınların çabalarıyla kurulan birliktelikler oldu.
Türkiye gençliği bir önceki dönemden bu yana, mücadeledeki deneyimsizliğin, örgütlü alanlarının dağıtılmış olmasının verdiği yalnız ve çaresiz hissetmenin sonuçlarını aşmak adına kulüp, topluklar ve temsilciliklerin daha fazla kullanıldığı, acil sorunlar etrafında bir araya gelme deneyiminin arttığı bir süreçten geçti. Ancak kalıcı ve istikrarlı yan yana gelme alanları yaratmak, bir araya gelme deneyimlerinden yarına hazırlıklı olarak çıkmak gibi sonuçlar henüz sorunların ve saldırıların düzeyini karşılayabilecek biçimde gelişmekten uzak.
Yukarıdaki mücadele deneyimlerinin önemli bir bölümünde olduğu gibi gençler topluluklar, fiili temsilcilikler, fakülte-sınıf-işyeri komiteleri gibi birlikte tartışacağı, çözümler bulacağı ve bu çözümleri örgütleyeceği alanları güçlendirmek, yoksa da bu alanları yaratmak için harekete geçmelidir. Türkiye gençliği olarak örgütlülüğümüzü büyütmeden özlemini duyduğumuz Türkiye’ye ve geleceğe ulaşmak mümkün değildir. Acil talepler etrafındaki mücadeleyi büyütme, temel hak ve kazanımlarımız üzerindeki saldırıyı püskürtme hedefimizi tek adam yönetiminin yenilmesi, eşit ve özgür yaşamı kazanma mücadelesiyle daha fazla birleştirmemiz gerekiyor.
Emek Gençliği taleplerimiz etrafındaki birlikteliklerin kitleselleşmesi ve güçlenmesi için ihtiyaç duyduğumuz politik birikimin ve mücadelenin adresidir. Emek Gençliği, işçi, işsiz, öğrenci gençlik kesimleri içerisinde politik faaliyet yürüten sosyalist bir gençlik örgütüdür. Emek Gençliği, gençliğin talepleri ve ihtiyaçları, ilgi alanları ve özlemleri doğrultusunda birlikte ve örgütlü mücadelesini savunur, mücadeleyi ilerletmek için çalışır. Bu mücadeleyi eşit ve özgür bir gelecek için, yani sosyalizm mücadelesiyle birleştirmeyi hedefler. Dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim farkı gözetmeksizin bugün herhangi bir nedenle kapitalist sisteme, iktidarlarına ya da karşısına çıkardığı sorunlara karşı mücadele etme isteği duyan her genç, Emek Gençliğine katılıp, birlikte hareket edebilir.
Emek Gençliği, burjuvazinin gerçeği bükmek için kullandığı tüm yöntemlerin karşısında bilimsel sosyalizmin dünya görüşünü benimser. Ancak kendisini çeşitli nedenlerden dolayı farklı görüşlerle ifade eden gençlerle de buluşmaya ve birlikte hareket etmeye hazırdır. Birlikte düşünmeyi, üretmeyi; öğrendikçe yapmayı ve yaptıkça öğrenmeyi esas alır.
Türkiye’de ve dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler, en ileri emperyalist ülkelerde bile artan işsizlik, açlık ve sefalet koşulları; egemenlerin sermayelerini genişletmek için giriştikleri pazar ve toprak için askeri savaşlar, ticaret savaşları ne kapitalist sistemin ne de onların temsilcilerinin gençliğe bir şey vaat etmediğini göstermektedir. Aksine, rant ve zenginlik için doğanın tahribatı sonucu ortaya çıkan afetler dünyayı her açıdan yaşanılamaz bir noktaya doğru sürüklenmektedir. Doğal afetler iktidarlar yoluyla felaketlere dönüşmektedir. Tüm bu zorlukların karşısında hiçbir genç yalnız ve çaresiz değildir.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında Emek Gençliği ile birlikte binlerce genç mücadele etmektedir. Seni de Emek Gençliği saflarına, kendi isteklerin, özlemlerin ve geleceğin için mücadeleye çağırıyoruz!