Emek Gençliği 9. Konferans Broşürü
İŞ, EĞİTİM, ÖZGÜRLÜK İÇİN
TEK ADAM YÖNETİMİNE KARŞI
BİRLEŞELİM!
Nisan 2022
EMEK GENÇLİĞİ 9. KONFERANSINA GİDİYOR!
2018 Nisan ayında gerçekleşen Emek Gençliği 8. Konferansı'nın üzerinden neredeyse 4 yıl geçti. Geçen zamanda işçiler, emekçiler için yoksulluk artarken egemen sınıflar zenginleşti. Dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşların sonucunda binlerce insan can verdi, milyonlar göçe zorlandı. Silahlanma yarışı sonucunda askeri yığınaklar dünyanın dört bir yanını sardı. Dünyadaki paranın yaklaşık üçte biri silah endüstrisine, savaşa ve ölüme yatırılıyor. 2020'de tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi karşısında kapitalistler tarafından alınan bütün önlemler zenginliklerini arttırmaya, can çekişen kapitalist-emperyalist sistemi sürdürebilmeye yönelikti. İşçiler ve emekçiler sadece yaşayabilmek için virüse rağmen çalıştı. Dünyanın genelinde yaşanan ekonomik daralma ve ticaret hacminde düşüş, pandemiyle birlikte derinleşti. Kapitalist sistem dünya ölçeğinde bir krizden kaçamadı. Türkiye'de halihazırda devam eden krizin etkileri pandemi ile daha da derinleşti. İktidarlar pandemide "Ya virüs, hastalık, ölüm demeden kapitalizmin çarkları dönsün diye çalışırsınız ya da işsizliğe, açlığa ve sefalete mahkum olursunuz" kuralı ile hareket etti.
Sadece Türkiye'de 100 binden fazla insan hayatını kaybetti. Tüm bu "doğal olmayan" felaketler gençlik yığınlarına, emekçi sınıflara, kadınlara, bir avuç sermaye sahibi hariç herkese politik baskı, hak gaspları, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları, daha fazla işsizlik ve gelecek kaygısı olarak geri dönüyor. Türkiye ve dünyada, gençlik bugününü nasıl geçireceğinden endişeli, yarınını ise göremez hale geldi. Türkiye'de tek adam yönetiminin yandaşları başta olmak üzere temsil ettiği tekelci kapitalistlerin çıkarlarının korunması ve bir avuç sermaye sahibinin zenginliğinin büyümesi için her yönden sürdürdüğü saldırılar, emekçi sınıflar ile kapitalistler arasındaki çatışmayı ve uçurumu büyütürken; iktidarın ve sistemin devamlılığı uğruna atılan adımlarla, gerici faşist bir politik rejim inşası sürdürülüyor. Emek Gençliği tüm bu gelişmeler karşısında Türkiye gençliğinin acil talepleri ve ihtiyaçları etrafında mücadelesini ilerletmek, baskı, talan ve sömürünün ortadan kalktığı sosyalist bir gelecek için “İş, Eğitim, Özgürlük İçin Tek Adam Yönetimine Karşı Birleşelim!" sloganıyla 9. konferansına gidiyor.
TEK ADAM YÖNETİMİNİN POLİTİKALARI GENÇLİĞİN GELECEĞİNİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR!
Her kesimden Türkiye gençliğinin en güvencesiz ve en ağır yaşam koşullarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Burjuvazinin, gençliği kendi sınıf çıkarları için yedekleme ihtiyacı ve tek adam iktidarının saldırıları; gençliği ekonomik, politik, sosyal-kültürel olarak baskı altına almakta, yaşamını insanca sürdürebileceği bir alan bırakmamaktadır.
2018'de genç işsizlik oranı %17,8 iken, 2021'de %24'e yükselmesiy- le genç işsizlik oranı yarı yarıya arttı. Ne eğitimde ne istihdamda yer alan gençlerin oranı ise %26. TÜİK verilerinin güvenilirliği hesaba katıldığında, Türkiye gençliğinin yarısından fazlası
kayıtlı bir işte çalışmıyor. Üniversite mezunu işsizlik %40'a dayandı. İşsizlerin %30'u ise bir yıl ve daha uzun süredir iş arıyor.
Yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için KYK kredisi alarak geleceği ipotek altına alınan öğrenci sayısı 1 milyona ulaşırken, kredi borcu olan 5 milyondan fazla üniversite mezunu var. İktidarın, milyonlarca dolar ve TL sahibi olan tekelci kapitalistlerin çıkarları uğruna uyguladığı ekonomi politikaları, bir avuç zengin dışında bütün toplumsal kesimlere borç ve yoksullaşma olarak dönüyor. Pandemi koşullarında bile gençler ve emekçiler ağır ekonomik kriz ve yoksulluk koşullarına mahkum edilirken, savunma ve güvenlik adı altında silah ve savaş harcamalarına 2022 yılı için 181 milyar TL bütçe ayrıldı. Bankaların net karı 2021'in ilk 9 ayında 56 milyar TL'ye ulaşırken, tekelci kapitalistler karını hiç olmadığı kadar arttırdı. Koç Holding bünyesindeki Türk Traktör, 2021 yılının ilk çeyreğinde kar oranını %594 olarak açıkladı. Tekellerin, kapitalistlerin vergi borçları silinirken gençler ve emekçiler her yeni günü artan zamlarla, borç sarmalıyla karşılar hale geldi. TL'nin değer kaybı ile eriyen gelirler, krizin yükünün vergiler yoluyla halka yıkılması ve üst üste gelen zamlar ile insanca bir yaşamın olanak- ları yok ediliyor. Ortaya çıkan tablo mevcut Türkiye iktidarının ve temsil ettiği kapitalist sistemin gençliğe ne vaat ettiğini gözler önüne seriyor: artan işsizlik, güvencesiz çalışma ve yaşam koşulları, ağırlaşan yoksulluk...
ÜNİVERSİTELER SERMAYENİN EMRİNDE İŞLETMELERE DÖNÜŞTÜRÜLMEK İSTENİYOR!
Son yıllarda artan işsizlik ve gelecek kaygısı pandemiyle birlikte iyice arttı. İşsizlik kaygısıyla geleceğe umutla bakamayan üniversite gençliğinin önemli bir bölümü, bugün temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmek için asgari ücretin altında ve güvencesiz koşullarda çalışıyor: Okumak için çalışmak, çalışmak için okumak… Pandemi sürecinde önlemlerin alınmaması nedeniyle yüz yüze eğitim için gerekli koşullar sağlanmadı. Uzaktan devam eden öğrenim süreci, akademik niteliğin oldukça zayıflamasına, fiilen eğitim hakkının gaspına yol açtı. Eğitimin niteliğindeki zayıflama özellikle uygulamaya dayalı bölümlerde akademik yetersizliği öne çıkarırken, bu durum işsizlik kaygısını derinleştirdi. Öğrenim diye "bilgiye kendi kendine, uzaktan ulaş" modeli uygulandı. Uzaktan eğitime erişmek için gerekli teknik altyapı ve ihtiyaçların karşılanmaması var olan eşitsizliği derinleştirdi. Yüz yüze eğitime yeniden dönüşte ise dersler büyük ölçüde uzaktan olmaya devam ediyor. Bütçe yetersizliği vb. gerekçe gösterilerek yurtlardan amfilere kadar hiçbir yerde ne pandemi önlemleri ne de günlük yaşamı sürdürmek için gerekli ihtiyaçlar karşılanmıyor. Üniversite gençliğini kampüslere dönüşte ilk karşılayan "barınma sorunu" oldu. Yurtlardaki kapasite yetersizliğinden kaynaklı binlerce öğrenci açıkta kalırken, ev kiralarının fahiş boyutlara ulaşmasıyla temel insan hakkı olan barınma ulaşılamaz hale geldi. Üniversite ve yurt yemekhaneleri zamlandığı halde hem yemeklerin niteliği zayıfladı hem de ulaşılamaz hale geldi. Özetle, üniversiteliler barınma ve yemek gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi.
Öte yandan, üniversitelerin burjuvazinin çıkarlarına göre yapılandırılması, iktidarın üniversitelere dönük saldırılarıyla farklı boyutlar kazandı. Üniversiteler, üniversitelilerin akademik çalışma adı altında çeşitli sermaye gruplarının yararına projeler ürettiği, teknokentler ile sömürünün üniversitenin içerisine doğrudan yerleştiği, kariyer ve mülakat günleri ile şirketlerin adeta modern bir işçi pazarından, Erdoğan'ın deyimiyle "kuluçka merkezlerinden" kalifiye eleman seçtiği alanlar haline geldi. Üniversite yönetimlerinin akademik özgürlük ve özerklik ilkeleri hiçe sayılarak tek adam iktidarının atamalarıyla belirlenmesiyle bu anlayışın üniversite bütününe sirayet ederek gençliğin söz hakkının gasp edilmesi, gençliğin bir araya gelebileceği alanların daraltılması, kulüp ve topluluklarının sansüre uğraması, kapatılması vb. gibi çeşitli biçimlerde görünür hale gelen bu saldırı dalgası büyüyor. 2018'in sonunda YÖK kararıyla ÖTK (Öğrenci Temsilcileri Kurulu) seçimlerinin ikinci bir duyuruya kadar ertelenmesi ve daha sonra fakültelerin alfabetik sıralamaya sokularak üniversite temsilcisinin belirlenmesi, 2019'da Erdoğan'ın ODTÜ'ye gelmesiyle akademik takvimin 1 hafta ertelenmesi, kampüse binlerce polisin yığılması ve topluluk etkinliklerinin iptal edilmesi, 2021'in başında AKP'li Melih Bulu'nun rektör olarak atanma- sıyla başlayan protestolarda gözaltı ve tutuklamalara varan saldırılar, özel güvenlik ve kolluk güçlerinin askeri konuşlanmayı anımsatır görüntülerle kampüslerin ‘doğal’ bileşenleri haline gelmesi, iktidar ortağı sivil çetelerin üniversite bileşenlerinin ekonomik sorunlar-yemek sorunu vb. acil talepler etrafındaki mücadele girişimlerini dahi hedef alan provokasyon ve saldırıları, bu saldırıların boyutunun göstergeleridir.
İktidarın üniversitelere dönük saldırıları akademik, demokratik değerlere dönük hedeflerini genişletmiş, artık gençliğin en temel haklarını, nefes alma alanlarını, yaşamsal ihtiyaçlarını gasp etmeye yönelmiştir.
GENÇ İŞÇİLERE TANINAN SEÇENEKLER: İŞSİZLİK YA DA AĞIR SÖMÜRÜ
Tek adam iktidarı işçilerin ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırmayı sürdürüyor. Kıdem tazminatından emeklilik yaşına kadar birçok hak hedef tahtasına konuluyor. Esnek ve güvencesiz çalışma koşulları yaygınlaşıyor. İşçi ler patronlar karşısında en temel anayasal haklarını bile kullanamıyor, savunmasız hale getiriliyor. 2018' de 1603 TL olan asgari ücret 2022 yılı için 4253 TL olarak belirlendi. Ancak 2018'de 426 dolar eden asgari ücret 2022'de 320 dolar ediyor. Artan enflasyon ve TL’nin değer kaybı ile ücretlere gelen zamlar daha gelmeden buhar laşıyor. Genç işçiler tecrübe eksikliği, çıraklık vb. gibi nedenlerle aynı işi yapmalarına rağmen çok daha düşük ücretlere çalışmak zorunda bırakılıyor. Birçok angar ya işin de sırtlarına yıkılmasıyla sömürü büyüyor. Artan işsizlik patronların elinde bir tehdit aracı olarak kullanılıyor, “beğenmiyorsan çık” sopasıyla genç işçiler hizaya çekiliyor. Neredeyse her iş kolunda genç işçiler sömürü ve baskıyla çok daha çıplak biçimde karşılaşıyor. Geçmişte daha güvenceli görünen iş kolları dahi kuralsız-güvencesiz çalışma düzeninden payını alıyor. Kayıt dışı çalışma, güvenceli gelecek hakkı elinden alınan genç işçiler için en yaygın çalışma biçimlerinden biri haline geliyor. Türkiye kapitalistleri ve tek adam iktidarı, el ele Türkiye gençliğinin hayatını karartmaya, “sömürüden başka gelecek yok” gerçeğini “gençlik geleceğimizdir” yalanıyla gizle meye devam ediyor.
GENÇ KADINLAR ADIM ADIM ŞİDDET VE KRİZİN KARANLIĞINA İTİLİYOR
Ekonomik kriz, pandemi, yoksullaşma, politik baskı, dinci gericilik vb. tek adam iktidarının bütün saldırıları gençlik içerisinde en fazla genç kadınları etkiledi. Türkiye, kadına yönelik şiddet-taciz gündemi olmayan herhangi bir güne uyanamaz hale geldi. Pandemi döneminde ailesinin yanına dönen genç kadınların üzerindeki baskı ve bağımlılık ilişkileri arttı. Kriz ve yoksullaşmanın bağrında, en yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılayamayan genç kadınlar, aileleri ya da patronlarıyla girdikleri ilişkilere çok daha bağımlı hale geliyor. Şiddet ve taciz toplumsal yaşamın en kılcal alanlarında dahi hayat bulmaya, kadınların güvende hissetme duygusunu hedef almaya devam ediyor. Tek adam iktidarının ve Türkiye kapitalistlerinin ise kadınlarını bütün yaşamını hedef alan saldırıları şiddetlenerek büyüyor. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi, istismar yasaları, kadın katillerine yönelik mahkeme kararları, kadın üniversiteleri tartışmalarıyla gündem yoklaması vb. saldırılar, genç kadınların yaşamını zapturapt altına alma çabasının çeşitli adımları oluyor. Genç kadınlar kayıt dışı çalışmaya, düşük ücrete, esnek çalışma vb. dayatmalarına çok daha fazla maruz bırakılıyor. İş görüşmeleri, mülakat vb. çalışma yaşamı uygulamalarında, her sektörden çalışma düzeninde kadınlar üzerindeki şiddet çeşitli boyutlarda artmaya devam ediyor. Genç kadınlar gittikçe kaygılı, güvensiz, güvencesiz bir geleceğe doğru itiliyor.
YALANLAR GERÇEKLERİN KARŞISINDA GÜCÜNÜ YİTİRİYOR!
Türkiye gençliği her geçen gün artan sorunlar karşısında giderek daha ağır koşullarda yaşam ve gelecek mücadelesi veriyor. Burjuvazi, çeşitli araçlarıyla; amfilerde, sınıflarda, kişisel gelişim kitaplarında gençlere "hedefinize odaklanın, "daha fazla çalışın" vb. söylemlerle sorunların bireysel olduğu yalanını propaganda ediyor. Hizmetindeki tek adam iktidarı ve iktidar adayı diğer ser maye partileri ise kendi siyasetine kazanamadığı gençlik kitlele rini, en azından siyaset-dışı, edilgen, savunmasız yığınlar olarak "hareketsiz" kılmaya çalışıyor. AKP iktidarının gençlere verecek bir şeyi kalmadığı daha görünür hale gelmiş durumda. Ancak gençliğin talepleri, özlemleri ve en acil ihtiyaçları etrafındaki mücadelesinin ve örgütlülük düzeyinin zayıflığı, saldırıların arta rak gelmesine neden oluyor. Kendisini iktidar alternatifi olarak ilan eden CHP ve etrafındaki Millet İttifakı'nın gençliğe dönük ilgisi ise gençliği kendi iktidarına kadar oyalamaktan, birikmiş sorunları ötelemekten öteye gitmiyor. Bütün stratejisini Türkiye kapitalistlerine daha iyi hizmet etmek üzere kuranlar, gençliğe "KYK kredi faizlerini sileceğiz", "bedava internet vereceğiz", "özgür olacaksınız", "liyakat olacak" vb. vaatleri satmaktan geri durmuyor. Gençliğin siyasete müdahale ettiği, kendi sorunları ve çözüm yöntemleriyle dahil olduğu bir senaryo ise iki ittifak bloku başta olmak üzere sermaye partilerinin gündeminde değil.
Ancak birikmiş sorunların esas kaynağının kapitalist sistemden kaynaklandığını biliyoruz! Böyle bir sistemi yönetmek için iktidar olma iddiası, gençliğin yaşadığı sorunları çözmeye değil, bu sorunların kaynaklandığı eşitsizlik ve sömürüye dayanan mekaniz maların işleyişindeki aksaklıkları tamir etmeye yöneliktir. Gençlik kitleleri, yaşamından çalınanlara karşı ses çıkardığı neredeyse her girişimin karşısında yalnızca iktidarın baskı ve saldırılarını değil, "mücadele etmeyin", "bunlara malzeme vermeyin", "ilk seçimde gidiyorlar, biz iktidara geliyoruz" vb. manipülasyonlarla dikilen burjuva muhalefetini de buluyor. Tek adam iktidarı, işsizlik, yoksulluk, baskı ve şiddette her geçen gün el arttırmaya, gençliğin yaşa mını dar etmeye devam ederken, onun alternatifi düzen muhalefeti ise gençliğin hoşnutsuzluğunu ve öfkesini soğurmak ve kendine yedeklemekten başka kaygı duymuyor. Çünkü bu mücadelelerin gelişmesinden, kurulu düzeni tehdit edecek boyutlara ulaşmasın dan endişe ediliyor. Türkiye gençliğinin bu koşullardan kurtuluşu, bir "kurtarıcıyı" bekleme tutumundan, "birilerinin" hayatındaki gidişatı tersine çevirebileceği fikriyle "idare etme" durumun dan vazgeçmesinden; kendi hayatına, istek ve özlemlerine sahip çıkmasından geçiyor. Türkiye gençliğinin tek kurtuluşu; deneyim ve kazanımlarla rotasını arayan mücadelesinden, gerçek siyasetin, yani hayatın gidişatının belirleyici bir parçası olmaktan geçiyor.
TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN MÜCADELE GELİŞİYOR VE ÖĞRETİYOR!
Türkiye gençliği 2018'den bu yana çeşitli düzeylerde mücadele deneyimleri biriktirdi. Kısaca hatırlayalım. 2019'da ODTÜ'de üniversitenin ortak üretim kültürünün bir parçası olan şenliklerin yasaklanmasıyla 100'den fazla öğrenci topluluğunun ve politik gençlik örgütünün ortak çağrısıyla başlayan eylemlere binlerce öğrenci katıldı. Şenlikler için mücadele, üniversiteliler için oldukça kısıtlanan sosyal ve kültürel üretim alanlarını, üniversitelerdeki özgür yaşam ortamının korunmasını ifade ediyordu. Devam eden süreçte öğrencilerin ekonomik, sosyal-kültürel ve politik talepleri etrafında birçok eylem gerçekleşti. 2019'da Türkiye'nin dört bir yanından üniversiteliler ile 'Eğitim Hakkımız, Burs İhtiyacımız' şiarıyla kredi ve burs ayrımının ortadan kaldırılması, yoksulluk sınırının altında olanlara öncelik tanınarak ihtiyacı olan herkese burs verilmesi, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek oranda burslara zam yapılması ve bunun en az asgari ücretin yarısı olacak oranda belirlenmesi ve ödeyemeyecek durumda olan herkesin kredi borçlarının silinmesi taleplerini içeren bir imza kampanyası düzenledik. Kampanyaya on binlerce üniversiteli katıldı. 2020'nin başında İstanbul Üniversitesi öğrencileri fahiş yemek zamları ve yemek haklarının gasp edilmesine karşı kitlesel eylemler örgütledi. En yakıcı ve acil talep etrafında birleşen İÜ öğrencileri, üniversiteyi ve yemekhaneyi bir şirketi yönetir gibi yönetmek isteyen üniversite yönetimine kısa sürede geri adım attırdı. Ardından gelen pandemi sürecinde eğitim hakkının gasp edilmesine, öğrencilerinin söz hakkının tanınmamasına karşı Türkiye'nin dört bir yanındaki üniversite- lerden çeşitli düzeylerde kampanyalar, eylemler örgütlendi. Liseliler geleceklerinin hiçe sayılması ve sınavın tarihinin belirlenmesine karşı Erdoğan'ı dislike yağmuruna tuttu. 2021'in başında AKP'li Melih Bulu'nun Boğaziçi'ne rektör olarak atanmasına karşı Boğaziçi öğrencileri ve bileşenlerinin biat etmeyen tutumu, hem toplumun çeşitli kesimleri içerisinde karşılık buldu hem de çeşitli üniversitelerde demokratik-özerk üniversite talebiyle ve dayanışma eylemleriyle bu ortak talebin yükselmesini ve Bulu'nun görevden alınmasını sağladı. TL'nin dolar karşısında hızla değer kaybettiği 2021'in son çeyreğinde İTÜ'den ODTÜ'ye binlerce öğrenci hükümet istifa diyerek harekete geçti. Okul ve yurtlardaki zamlara karşı protestolara ve kampanyalara Hacettepe'den Mimar Sinan'a binlerce öğrenci destek verdi ve çeşitli kazanımlar elde etti. Üniversiteli kadınlar başta olmak üzere genç kadınlar, hakları ve hayatları için mücadele etmekten başka şansı olmadığını, kitlesel İstanbul Sözleşmesi eylemleriyle gösterdi.Son yılların 8 Mart ve 25 Kasım eylemleri, genç kadınların kitlesel katıldığı eylemler olarak öne çıkıyor. Tüm bu deneyimler gençliğin mücadelesinin gelişmesi için acil ihtiyaçlar etrafında mücadelenin önemini de yeniden hatırlattı. Barınma sorunundan işsizliğe, ağır çalışma ve yaşam koşullarına her kesimden gençliğin ihtiyaçları her geçen gün daha da ortaklaşırken; gençliğin önemli bir bölümü çıkış yolunu tek başına arıyor. Gençliğin kendi yol haritasını çizebileceği, nasıl hareket edeceğine karar vereceği mücadele alanlarının eksikliği, mücadelenin gelişip ilerleme- sinin önündeki en büyük engellerden birini oluşturuyor. Yukarıdaki mücadele deneyimlerinin önemli bir bölümünde olduğu gibi gençler topluluklar, fiili temsilcilikler, fakülte-sınıf-işyeri komiteleri gibi birlikte tartışacağı, çözümler bulacağı ve bu çözümleri örgütleyeceği alanları güçlendirmek, yoksa da bu alanları yaratmak için harekete geçmelidir. Türkiye gençliğinin birliğini ve örgütlenmesini kazanımlarından öğrenerek büyütmeden ve güçlendirmeden, ihtiyaç duyduğu Türkiye koşullarına ve geleceğe ulaşması mümkün değildir.
EMEK GENÇLİĞİ TÜM TÜRKİYE GENÇLİĞİNİ SAFLARINDA MÜCADELEYE ÇAĞIRIYOR!
Emek Gençliği, işçi, işsiz, öğrenci gençlik kesimleri içerisinde politik faaliyet yürüten sosyalist bir gençlik örgütüdür. Emek Gençliği, gençliğin talepleri ve ihtiyaçları, ilgi alanları ve özlemleri doğrultusunda birlikte ve örgütlü mücadelesini savunur, mücadeleyi ilerletmek için çalışır. Bu mücadeleyi eşit ve özgür bir gelecek için, yani sosyalizm mücadelesiyle birleştirmeyi hedefler. Dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim farkı gözetmeksizin bugün herhangi bir nedenle kapitalist sisteme, iktidarlarına ya da karşı sına çıkardığı sorunlara karşı mücadele etme isteği duyan her genç, Emek Gençliğine katılıp, birlikte hareket edebilir. Emek Gençliği, burjuvazinin gerçeği bükmek için kullandığı tüm yöntemlerin karşısında bilimsel bir dünya görüşü olarak Marksist-Leninist ideolojiyi benimser. Ancak kendisini çeşitli nedenlerden dolayı farklı görüşlerle ifade eden gençlerle de buluşmaya ve birlikte hareket etmeye hazırdır. Birlikte düşünmeyi, üretmeyi; öğrendikçe yapmayı ve yaptıkça öğrenmeyi esas alır. Türkiye'de ve dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler, en ileri emperyalist ülkelerde bile pandemi döneminde artan işsizlik, açlık ve sefalet koşulları; egemenlerin sermayelerini genişletmek için giriştikleri pazar ve toprak için askeri savaşlar, ticaret savaşları ne kapitalist sistemin ne de onların temsilcilerinin gençliğe bir şey vaat etmediğini göstermektedir. Aksine, rant ve zenginlik için doğanın tahribatı sonucu ortaya çıkan yangınlar, seller, salgınlar ile dünya her açıdan yaşanılamaz bir noktaya doğru sürüklenmektedir. Tüm bu zorlukların karşısında hiçbir genç yalnız ve çaresiz değildir. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında Emek Gençliği ile birlikte binlerce genç mücadele etmektedir.
Seni de Emek Gençliği saflarına, kendi isteklerin, özlemlerin ve geleceğin için mücadeleye çağırıyoruz!
YARIN DEĞİL ŞİMDİ, YALNIZ DEĞİL HEP BERABER MÜCADELEYE!