Emek Gençliği 5. Konferans Broşürü
İŞ, EĞİTİM VE BARIŞ İÇİN
MÜCADELEYE!
Aralık 2009
İŞ, EĞİTİM, BARIŞ
Kapitalizmin aşırı kar hırsı krizleri de beraberinde getiriyor. ABD merkezli KONFERANS başlayıp, tüm dünyaya yayılan ekonomik krizin sorumlusu ne işçiler ve emekçilerdir, ne de biz gençleriz. Krizi yaratanlar kapitalistler ve onların sömürü düzenidir. İşsizliğin, eğitimsizliğin, sağlıksız yaşam koşullarının, savaşın ve şiddetin kaynağı kapitalizmdir. Kapitalizmin savunucusu ve sürdürücüsü hükümetler ve tüm partiler bu krizin sorumlusudurlar.
Krizi firsata çevirmek isteyen kapitalistler, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de krizin yükünü işçilere ve halka fatura etmenin çabası içindeler. Bunun için gözlerini kırpmadan milyonlarca işçiyi kapının önüne koydular. İşsizler ordusu çığ gibi büyürken, peş peşe gelen zamlarla hayat pahalılığı çekilemez hale geldi, açlık ve sefalet büyüdü. Tüm haklar bir bir budanıyor, yok ediliyor. Tıpkı sağlık hakkı gibi, eğitim hakkımızı da paralı hale getirip, hepten gasp etmek istiyorlar. Krizden en çok etkilenen kesimlerden biri de biz gençleriz. Bugün iş, eğitim ve barış sorunu Türkiye gençliği için en yakıcı sorun olarak karşımızda duruyor.
Tüm dünyada burjuva hükümetler, halkı ve gençliği değil, büyük tekelleri kurtarmanın telaşı içindeler. İşçileri ve yoksulları daha çok ezecek yasalar çıkarmak için çalışıyorlar. Krizin yükü altında inleyen yoksulları, emekçi ailelerini, kadın ve gençleri korumak onların kitabında yazmıyor. IMF programının uygulayıcısı olan AKP hükümeti de bunun için yasalar çıkarıyor ve uyguluyor. Parlamentodaki CHP ve MHP'nin ise sömürü ve baskı politikalarına bir itirazları bulunmuyor.
İşçi ve emekçilerden, halkımızdan sorunlarını çözmek için oy isteyen AKP hükümeti, önceki hükümetler gibi, halkın değil sermayenin sorunlarını çözme çabasında. AKP, işçilerden yana, yoksul halkı gözeten bir hükümet olmadığı gibi, tersine patronları krizden koruyup daha da zengin eden bir hükümet partisi olduğunu her vesile ile göstermektedir. "İş Yasası, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası (SSGSS), İstihdam Paketi" gibi emek düşmanı yasaları ve kararları çıkarmak için gösterdiği çaba da bundandır. Bugün işçi ve emekçilerden yana bir parlamento bileşimi de bulunmamaktadır.
Yasalar ve uygulamalar geleceğimizi de karartıyor
Çıkarılan bu yasalar sadece işçi ve emekçileri vurmakla ve günümüzü ilgilendirmekle kalmıyor. Emek düşmanı bu yasal düzenlemeler aynı zamanda ülkemizin tüm zenginliklerine el koyan bir avuç sömürücü sınıfın, geleceğimizi teslim almasını da kolaylaştırıyor. Emekçilerin yüzyılı aşan mücadelesiyle kazandıkları emeklilik, kıdem tazminatı, sigorta, toplu sözleşme gibi hakları tümden gasp edilmek isteniyor. 20-30 yıla yayarak yok etmek istedikleri şey; bizlerin yani, farklı diller, kültürler ve inançlardan Türkiye gençliğinin geleceğidir. Eğer biz gençler bugün bu sorunlar karşısında mücadeleye atılmazsak, daha karanlık bir geleceği de kabullenmiş olacağız demektir. Zira ipotek altına alınmak istenen bizlerin geleceğidir.
Ancak gerçekleri ters yüz ederek, yaptıklarını "reform" vb. isimler altında sunuyorlar. İşçilere, emekçilere, dünya halklarına bu kadar yıkıcı yasa ve uygulamaları kabul ettirmenin o kadar da kolay olmayacağını bilerek, yalan üstüne yalan uyduruyorlar. Emperyalistler ve işbirlikçi yönetimler, satın aldıkları bazı akademisyen ve 'bilim insanı' etiketli pazarlamacılarıyla ellerindeki bütün medya ve propaganda araçlarını kullanarak, çıkardıkları yasaların ve uygulamaların çağın gereği ve halkı gözeten düzenlemeler olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.
Demokratik ve halkçı yönetimleri, sosyalizmi karalayarak, işçi sınıfı ve emekçilerin geçmiş iktidar deneyimlerine kara çalan kapitalistler, sistemlerinin alternatifsiz olduğu üzerine uzun vaazlar veriyorlar. İçine girdikleri krizden çıkışı, ezilen ve sömürülen milyonların sorunu gibi sunan kapitalistler, sistemlerinin alternatifsiz olduğuna bizleri inandırmaya çalışıyorlar. Sömürü ve baskının kaynağı olan sisteme yeniden itibar kazandırmak istiyorlar. Yeni paketler sunuyorlar; "Krizden çıkmak için bunları kabul etmelisiniz, yoksa gelecekte daha çok savaş, daha çok açlık ve yıkım olacak" diyorlar. IMF ve DB'nin İstanbul Zirvesi'nde de aynı nakaratı tekrarladılar. Bush'tan devraldığı ABD Başkanlığı bayrağını taşıyan, şimdilerde Nobel Barış Ödüllü olan, baş masalaı Obama'nın da, başbakan Erdoğan'ın da bizlere anlattığı bu.
Tümü yalan söylüyor!
ABD, AB ülkeleri yöneticileri ve onların işbirlikçisi tüm hükümetler yalan söylüyor. Kendilerini, 'sol', sosyal demokrat, milliyetçi, muhafazakâr vb sıfatlarla ifade eden tüm hükümetler, sömürü ve soygun düzenini gizlemek için adeta bir birleriyle yarışıyorlar. Gerçekleri ters yüz ediyor, yalan söylüyorlar. Çünkü kriz üzerinden devreye sokulan bütün yasa ve uygulamalar, biz gençlerin geleceğini şimdiden karartmaya yetmiştir.
Bir yandan, kazanılmış bütün hakları bir bir elinden alınmış bir işçi sınıfı, bütün örgütleri dağıtılmış ve boyun eğdirilmiş bir halk, eğitim ve iş hayatına piyasa ve kölelik koşullarında başlayan ve kıyasıya birbirinin tepesine basarak yer edinmeye çalışan bir gençlik... Diğer tarafta patronlar ve zengin sınıflar için yaratılan dikensiz bir gül bahçesi... İşte "kriz bitene kadar katlanacağız" yalanının arkasında gizlenen gerçek budur.
İşçi, işsiz, üniversiteli, liseli, köylü bütün Türkiye gençliğine çağrımızdır;
Kardeşler! Geleceğimiz bugündedir ve kendi ellerimizdedir. Bugün bizim hakkımızda alınan kararlar, çıkarılan yasalar karşısında susmak, geleceğimizi kapitalistlere ve onların düzenine bırakmak, yarınlarımızı kaybetmek demektir. Çünkü onların tedbirleri, önlem paketleri ve yasalarında; daha çok işsizlik, açlık, sağlıksız yaşam, eğitim hakkımızı engellemek demek olan paralı eğitim vedaha çok savaş çıkmaktadır.
Peki, sessiz ve suskun kalarak, kaderimizi başkalarının yazmasına izin verecek miyiz?
Emperyalist işgallere, kapitalist baskı ve sömürüye, yağmaya ve işsizliğe karşı; eğitim, sağlık, konut ve ulaşım hakları için; tüm kıtalarda işçiler, emekçiler, yoksul halklar ve gençlik mücadele etmektedir. Türkiye'nin dört bir yanında, fabrika, işyeri, mahalle, semt okul, hastanede... her yerde kapitalist saldırılara karşı, birleştirilmesi gereken bir mücadele sürmektedir. Kapitalist barbarlık karşısında biz gençlere düşen, günümüzü, yarınımızı ve geleceğimizi düşünerek mücadele etmektir. Sömürü ve baskıya karşı mücadeleden başka bir yol yok!
Biz gençlerin, her dilden, her inançtan ve her kültürden Türkiye gençliğinin insanca yaşayacağı bir gelecek özlemimiz var. Bunu gerçekleştirmek ise bizim, sadece bizim ellerimizdedir. Mücadeleyi daha da büyüterek bunu başarabiliriz.
Emperyalizme ve kapitalist sömürü düzenine, Türkiye'nin kötü gidişine ancak örgütlü mücadele ile karşı koyabiliriz. Baskısız, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya için mücadele eden Emek Gençliği, tüm Türkiye gençliğini bunun için birleşmeye, örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmaktadır.
"Gündüzleri işsiz gezilmeyen, geceleri aç yatılmayan" bağımsız, gerçekten laik ve demokratik bir ülke için, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya için, tüm gençlere görev ve sorumluluk düşmektedir.
5. Genel Konferansını toplayan Emek Gençliği, işçi, issiz, köylü, üniversiteli, liseli, her kesimden gençleri el ele vermeye, birlikte tartışmaya, paylaşmaya ve örgütlü bir güç olarak ayağa kalkmaya çağırmaktadır.
Biz işçi, emekçi, işsiz, üniversiteli, liseli, köylü gençlik olarak kapitalist krizin yükünü çekmeyi reddediyoruz. Çünkü onu biz yaratmadık. Kriz var diyerek bizleri iki büklüm yaşamak zorunda bırakanların, lüks ve sefahat içinde yaşamalarının yükünü bizler çekmek zorunda değiliz. Taleplerimiz etrafinda kenetlenmeliyiz. Biz gençlerin, işçi sınıfının saflarında kapitalist düzene karşı mücadeleye katılmaktan başka bir kurtuluş yolu bulunmamaktadır.
İŞ, EĞİTİM, BARIŞ istiyoruz; Bunun için Türk, Kürt... her milliyetten, her inançtan Türkiye gençliğini birleşmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.
Kriz Kapitalizmin, Gelecek Bizimdir!
TÜM GENÇLERE İŞ VE GÜVENİLİR BİR GELECEK!
Türkiye'yi yönetenler ülkemizin genç bir nüfusa sahip olduğunu, eğer önlem alınmazsa yaşlı bir ülke haline geleceğini söylenip duruyorlar. Başbakan Erdoğan ise "Her aile 3 çocuk yapsın" diyor.
Peki, sistem partileri, patronlar ve AKP hükümeti gerçekten gençleri sevdiği için mi bunu istiyor?
Elbette hayır!
Çünkü onlar gençliğe gerçekten değer vermiş olsalar, ülkemizdeki eğitim görmüş her 3 gençten biri işsiz gezmezdi. Eğitim ve sağlık bir ticari metaya dönüştürülmezdi. Sağlıksız ve eğitimsiz bir gençlik kitlesiyle karşı karşıya olmazdık. Uyuşturucu ve melanetler gençliği bu denli kuşatmış olmazdı. Sistem gençliği gerçekten önemsemiş olsaydı, üniversiteden mezun olanlar diplomalı işsiz ordusu olmazdı.
Patronlar, hükümetler ve burjuva düzen partileri genç ve dinamik bir nüfusu, kendi çıkarlarının bir gereği olarak gündeme getiriyorlar. Çünkü daha dinamik ve daha ucuz bir emek gücü istiyorlar. Çünkü iş bekleyen milyonlarca genç işsizi göstererek, çalışanlara ya da çalışacak olanlara açlık ve kölelik koşullarını dayatmak onların işlerine geliyor.
Daha önceki hükümetlerin söyleyemediğini Başbakan Erdoğan açıkça ilan etmiş bulunuyor; "Tüm halk iş sahibi olacak diye bir kaide yok!" diyor başbakan. Halkın derdi, emekçi çocuklarının çektiği çile onlar için dert sayılmıyor. Çocuklarını Amerikalarda, Türkiye'nin ya da Avrupa'nın en seçkin paralı okullarında okutanlar tabii ki böyle rahat konuşabilirler. Çünkü onların çocukları asker olarak çatışmalara sürülmüyor, kıyılarda, yatlarda, gazinolarda keyif çatarak yaşıyorlar. İş ve gelecek kaygısı taşımayanlar böyle düşünüyor, böyle konuşuyorlar.
Ama biz milyonlarca halk çocuğuyuz ve tüm bu sorunlarla boğuşmaktayız. Genciz; üretmek, çalışmak ve ekmeğimizi alınterimizle kazanmak istiyoruz. El pençe divan durmadan, el etek öpmeden, yanımızdaki gençlere dirsek atmadan iş bulmak, çalışmak ve mutlu bir yaşam sürdürmek istiyoruz. Kendi yeteneklerimize yada aldığımız diplomaya uygun olarak mesleğe atılmak istiyoruz. Gençleri gerçekten sevenlerin, geleceği gençlikle tarif edenlerin samimiyetinin ölçüsü buradan geçmektedir.
Bizler boş laf değil, somut gelişme istiyoruz, iş istiyoruz. Ancak, kapitalist sistemin varlık nedeninin bizim mevcut durumumuzdan beslendiğini biliyoruz. Birleşmeden, mücadele etmeden haklarımızı elde etmeyeceğimizi, en doğal haklarımızı bile vermeyeceklerini de biliyoruz.
Stajyer avukatlar, genç eczacılar, peyzaj ve şehir planlamada mühendislik okuyan öğrenciler, mağduru asistanlar işsizliğe karşı eylemlere başlayarak bunun için mücadele ediyorlar. Ataması yapılamayan binlerce öğretmen adayı birlikler kuruyor, gösteriler yapıyorlar. Kocaeli Derince'de işsiz kalan gençler imzalarla belediyenin kapısına dayanarak iş, ulaşım, işsizlik yardımı istediler. İşten atmalara karşı irili ufaklı grev, direniş ve eylemlerle genç işçiler bütün zorluklara inat mücadele ediyorlar. Bütün kesimlerden gençler de bu mücadele sürecine kendi talepleriyle katılmalıdır. İşsizliğin ve kapitalizm batağındaki her türlü yozlaşmayı, yabancılaşmayı reddediyoruz. Çeteleşmeye, uyuşturucuya karşı sosyal, kültürel, sportif alanlar ve imkânlar istiyoruz.
Patronların değil, emekçi ailesinin desteklenmesini istiyoruz. Kriz mağduru milyonlarca genç olarak sigortalı-sigortasız ayrımı yapmadan tüm işsiz gençlere işsizlik ödeneği, ücretsiz sağlık, Ücretsiz ulaşım ve barınma hakkı istiyoruz.
Emek Gençliği işçi, emekçi, işsiz, köylü, üniversiteli, liseli tüm gençleri, iş ve güvenli bir gelecek için mücadeleye çağırıyor. Sokağımızdan, mahallemizden, okulumuzdan, atölyelerimizden başlayarak işsizliğe ve yoksulluğa karşı birleşelim! Bunun için muhtarların, sendikaların ve meslek örgütlerinin desteğini almalı, taleplerimizle, imzalarımızla, dilekçelerimizle belediyelerin, kaymakamlıkların kapısına yürümeliyiz. Gençlik evleri, işçi-işsiz gençlik dernekleri kurarak, işsizliğe karşı mücadele platformları kurarak örgütlenmeliyiz.
Birleşelim, Mücadele edelim, Geleceğimizi Kazanalım!
PARASIZ, BİLİMSEL, DEMOKRATİK VE ANADİLDE EĞİTİM!
IMF programına bağlamış olan işbirlikçi hükümetler, kamu işletmelerini, fabrikaları, limanları, madenleri, ormanları bir bir sattılar. Gelen hükümet, gideni aratıyor! AKP "En çok ve en hızlı ben satar, en çok ben kazandırırım" diyerek patronların desteği ile iktidara geldi ve neredeyse satılmayan bir şey bırakmadı.
Bugün artık hastaneleri ve okulları satmanın hesabını yapıyorlar. Yani eğitim ve sağlık da satışa çıkarılarak, halkımız gözleri paradan başka bir şey görmeyenlerin insafina bırakılacak. "Paran yoksa hastane kapısında ölürsün" sistemini gerçekleştirmek istiyorlar. Piyasaya sunularak alınıp satılan bir mal haline getirilen eğitim hepten sermayenin eline teslim edilecek. Anayasa'daki "Eğitim herkes için eşit ve parasızdır" yaklaşımı yerini "parası olamayanlar ille de okuyacak diye bir şey yok" anlayışını yerleştirmek istiyorlar.
Eğitimin piyasalaştırılması ve özelleştirilmesinde gelinen yer tam bir çöküş iken, hala bunda ısrar ediliyor. SBS ve ÖSS sınav sonuçları, sıfır çeken liseler, genel başarı ortalamasının düşmesi hep bunu gösteriyor. Dershanelere akıtılan trilyonlardan sonra, paralı eğitimin daha da palazlanması sürüyor. 40 kalemde 40 harcama okula başlamanın bedeli oldu. Ezberci, gerici, hurafeci eğitim anlayışı egemen hale getirildi.
Kapitalist sistemin içine girdiği kriz nedeniyle tekellere yardıma koşan hükümet, eğitime sıra gelince kaynakları esirgiyor. ABD'den 7,8 milyar dolara Patriot füzesi ısmarlanırken okullara "kendi yağınızla kavrulun" deniyor.
Meslek liselerinden sonra şimdi de üniversitelerin yönetimine sermaye temsilcilerini katmak için hazırlıklar yapılıyor. Bologna Planı ile üniversite yönetimlerine patron temsilcilerini atamak istiyorlar. Dün YÖK'e karşıtlık üzerinden gençleri yedekleme gayretinde olan anlayış, bugün YÖK eliyle baskıyı ve kadrolaştırmayı arttırıyor. Demokrasi yıldızı olduğunu söyleyen iktidar partisi, Üniversitelerde ve okullarda öğrenci-veli ve öğretmenleri devre dışı bırakmaya devam ediyor. Atama yoluyla, tepeden dayatmalarla sermayenin ve devletin kararları bir bir uygulanıyor. Zorunlu din dersleri hala sürerken, anadilde eğitim ise hala yasak!
"Artık yeter" diyoruz.
Yolunacak kaz, güdülecek koyun olmayacağız. Parasız, bilimsel, demokratik eğitim ve anadilde eğitim istiyoruz. Bu hakları bizden sakınan sermaye partilerini ve hükümetlerini istemiyoruz. Ancak gerçek şu ki, yıllarca üniversiteleri ve okulları zapturapt altında tutanlar biz öğrenci gençliğin parçalanmışlığından ve bölünmüşlüğünden güç almaktadır.
Emek Gençliği, Üniversiteli, liseli ortaöğrenimli tüm öğrenci gençliği talepleri için birleşmeye, gerici, paralı ve köhnemiş eğitim sistemini değiştirmek için mücadeleye çağırıyor. Gelin öğrenci-öğretmen-veli dayanışmasını örelim. Akademik-demokratik örgütlerimizde birleşelim. ÖTK, Öğrenci Meclisleri, Kollar, Klüpler ve Topluluklarda yer alalım, her türden Mücadeleci Öğrenci Platformlarını geliştirip güçlendirelim. Onları taleplerimiz için mücadele edecek örgütlere dönüştürelim. Yıl boyunca gerçekleşecek olan öğrenci kongrelerine, bilim şenliklerine, bahar şenliklerine, yılsonu etkinliklerine en güçlü şekilde katılalım, birliğimizi ve mücadelemizi yükseltelim!
GENÇLER ÖLMESİN, ÇATIŞMALAR SON BULSUN, BARIŞ İSTİYORUZ
Ülkemizde 30 yıla yakın bir süredir devam eden bir savaşın içindeyiz. Doğduğumuz gün çatışmalar ve ölümler vardı, ne yazık ki bugün de sürüyor. Kürt ya da Türk, ölenler gençler oluyor. Halk çocukları ölüme sürülüyor. Bunun sorumlusu, Kürt halkının varlığını, dilini, kültürünü yok sayan, demokratik taleplerini görmezden gelen baskı ve inkar politikalarında ısrar eden egemen sınıflar ve onların hükümetleridir.
Yıllardır süren inkar ve asimilasyon politikaları büyük acılara ve kayıplara neden oldu. 40 binden fazla ölü, 400 milyar doları aşan harcama... Büyük maddi ve manevi yıkım yaşandı. Sonuç vermesi mümkün olmayan politikalar hala sürdürülüyor. Ancak bunu böyle sürdürülmemesi gerektiğini düşünen ve dile getiren küçümsenmeyecek bir çoğunluk oluştu. Artık herkes yaşananları sorguluyor. Türk ve Kürt halkının eşit ve özgür yaşayacağı bir ülke özlemi giderek büyüyor. Şoven ve Irkçı odaklar bile, artık "Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur" diyemiyor. Ancak hala sorun çözüm yoluna girmiş değil. Kürtlerin bir halk olarak kabulü, dil ve kültür alanındaki baskıların son bulması, yerel yönetimlerde ve bölgede halk inisiyatifinin güçlendirilmesi için adımlar atılmış değil.
"Demokratik açılım" açıklamaları somut bir kazanıma dönüşmüş değil. Sınır ötesi operasyon için tezkere çıkarıldı ve içeride operasyonlar sürüyor. Başbakan bir yandan "annelerin gözyaşının ideoloji olmaz" diyor ama çatışmaları durduracak kararlar alınmıyor. Dün 13 yaşındaki Uğur Kaymaz'lar, bugün 12 yaşındaki Ceylan Önkollar, çatışma ortamının kurbanları oldular. Bir yandan 'açılım' sözleri edilirken, diğer tarafta, çeşitli gerekçelerle yargılanan Kürt çocuklarının sayısı 3 bini aştı. Binin üzerinde Kürt çocuğu okul sıralarında değil, demir parmaklıklar arkasında eğitim yılını karşıladı. Barışın gerçekleşmesine yönelik girişimlerin önü ise tıkanmaya çalışılıyor. Kandil Dağı ve Maxmur Mülteci Kampı'ndan gelen barış guruplarının yarattığı 'barış sevinci' bile ülkeyi yönetenlerde rahatsızlık yaratıyor.
Kürt gençliği, Türk gençliğinin sahip olduğu tüm haklara sahip olmalıdır.
Her dilden, her inançtan ve her kültürden gençliğin mücadele örgütü olan Emek Gençliği, "ezilen ulus özgür olmadan, ezen ulusun işçileri, gençleri de özgür olamaz" demektedir. Türk işçi ve emekçileri gibi, Türk ya da farklı kökenli gençler olarak, bu gidişata artık son vermeliyiz. Kürt sorunu Kürtlerin değil, esas olarak Türk gençliğinin sorunudur. Kürt sorunu, tüm Türkiye gençliğinin barış ve demokrasi sorunudur. Kürt sorunu karşısında kayıtsız kalmak, işsizliğe, savaşa, ölümlere, daha çok baskı ve sömürüye sessiz kalmakla eş değerdedir. Sorunun çözümünü ne ABD'ye, ne AB'ye ne de işbirlikçi iktidarlara bırakabiliriz. Sorunu ancak Türk ve Kürt emekçilerinin, tüm gençliğimizin birliği ve mücadelesiyle çözebiliriz.
Emek Gençliği olarak; Kürt sorunun çözülmesini ve barışın sağlanmasını istiyoruz. Bu çözüm ancak her alanda demokratikleşmeyle ve halkın ve gençliğin devreye girmesiyle sağlanabilir. Sorun, ancak Kürtlerin dili, kültürü, kimliği üzerindeki baskıların kalkmasıyla çözülebilir. Kürt halkı demokratik bir ülkede, eşit ve özgür koşullarda yaşamak istemektedir. Özgür, bağımsız ve demokratik bir ülke hepimizin özlemidir. Anadilde eğitim hakkı, bölge illerinde kamu yönetiminde Kürtçenin kullanımı sağlanmalıdır. Bölge'de halkın kendi dili, kültürü, kimliği ve siyasi temsiliyeti sağlanmalıdır. Bölgede baskı ve zora dayalı uygulamalardan vazgeçilmeli, bölgenin özgünlüğüne uygun özerk yönetim biçimleri geliştirilmelidir. Eşit halklara dayalı, eşit yurttaşlık hakkının gerçekleştirildiği bir kardeşlik ve iki halkın gönüllü birliğine dayanan demokratik bir ülkede birlikte yaşamanın yolu, eşit haklara dayalı eşit yurttaşlığın gerçekleşmesiyle mümkündür.
Savaşlarda ölmek istemiyoruz. Türk ve Kürt gençleri savaşta ve çatışmalarda ölmesin! Barış içinde, eşit ve özgür koşulların sağlandığı bir gelecek istiyoruz. Emek Gençliği, Türk, Kürt, her milliyetten ve her inançtan Türkiye gençliğini bir araya gelmeye, üniversitelerde, okullarda, mahallelerde, atölyelerde çözümü kendi ellerine almaya çağırmaktadır.
Yaşasın Barış! Biji Aşîti!
BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ VE SOSYALİZM İÇİN;
EMEK GENÇLİĞİ SAFLARINDA BİRLEŞELİM!
Emek Gençliği, Türk, Kürt her milliyetten Türkiye gençliğinin kitlesel politik devrimci gençlik örgütüdür. Emek Gençliği, aynı zamanda bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin bir okuludur. Emek Gençliği'nin kapıları bu sömürü düzeninde canı yanmış, geleceği karartılan bütün gençlere açıktır. İş, eğitim ve barış için; bağımsız ve demokratik bir Türkiye için bütün gençleri Emek Gençliği'ne çağırıyoruz.
Biz gençlere yıllarca "siyasete bulaşmayın, örgütlenmekten uzak durun" dediler. Çünkü uyanan ve örgütlenen milyonlarca genç onların köhnemiş düzenini tehdit edecek, bunu biliyorlar. İşçi sınıfı ve emekçiler gibi gençleri de baskraltında tutuyor, burjuva gerici propagandayı bir an olsun eksik etmiyorlar.
Fakat bu düzen böyle gelmiş, böyle gitmeyecektir. İnsanlık tarihi, bu sömürü düzeninin yıkılıp değiştirilebileceği gösteren sayısız örneklerle doludur. Yeter ki, birleşelim, örgütlenelim ve mücadele edelim. Sömürü ve baskı düzenini yıkmak hiç de zor olmayacaktır!
Emek Gençliği, insanlığın baskı ve sömürüden kurtuluş tarihinin bütün mirasına sahiplenerek ilerlemektedir. Türkiye işçi sınıfının köklü mücadele geleneği, devrimci hareketin birikimi mücadelemize ışık tutuyor. Emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı mücadelede Türkiye gençliğinin mücadele bayrağı bugün de ellerimizde dalgalanmaya devam ediyor. Gençliğin talepleri için birleşen, Amerikan üslerinin ülkemizden sökülüp atılması için ayağa kalkan, idam sehpasında Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini haykıran gençliğin önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, gençliğin mücadelesine moral kaynağı olmaya devam ediyorlar. Faşist 12 Eylül cuntasının mahkemelerinde darbeci generalleri mahkûm eden, 17 yaşındayken yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren, başta liseliler olmak üzere tüm gençliğin esin ve moral değeri olmaya devam ediyor.
Bugün; dünden, dün mücadele edenlerden daha şanslıyız. Çünkü bugün biz gençlere her günkü mücadelemizde yol gösteren daha birikimli devrimci bir işçi partisine sahibiz. Bugün daha şanslıyız, çünkü işçi sınıfının, halkın ve biz gençlerin mücadelesinin sesi olan bir gazetemiz var. Gazetemiz günlük olarak burjuva yalanların perdesini yırtmaya, gerçekleri biz gençlere ulaştırmaya devam ediyor. Bugün daha da şanslıyız, çünkü halkın artık bir televizyonu var, halk televizyonu, sürdürdüğü yayınıyla her an gerici propagandaya karşı emekçilerin ve gençliğin görsel bir kürsüsü olarak mücadelemize güç katıyor.
Tüm gençleri kapitalizme ve her türden burjuva akımlara karşı mücadeleye ve EMEK PARTİSİ politikaları etrafında birleşmeye çağırıyoruz. Taleplerimizi daha güçlü örgütlemek, hayatın gerçeklerini kendi basınımızdan öğrenmek ve kitlelere göstermek için Evrensel okuyalım, dağıtalım, haber yapalım, okutalım. Hayat TV'ye sahip çıkalım ve onu gençliğin bir mücadele kürsüsü haline getirelim. Gençlik yayın organımız olan Genç Hayat'ı bütün okullara, mahallelere ve iş yerlerine taşıyalım.
Bağımsız ve Demokratİk bİr Türkİye İçİn bİrleşelİm!
Emek Gençliği, yaz aylarında düzenlediği ve binlerce gencin katıldığı gençlik kallenekselleştirdi. Bireyciliğe, yozlaşmaya, doğanın tahribatına karşı, barış ve kardeşlik çin düzenlediğimiz bu kamplarda, binlerce genç birlikte dinleniyor, birlikte tartışıyor ve birlikte Üretimlerini sergiliyorlar. Aydın ve sanatçılarımızla kültürel etkinlikler ve sanatsal atölyeler düzenliyoruz. Mutfaktan temizliğe kadar kampın tüm işlerini, işbölümüyle birlikte bütün kamp katılımcıları yapıyor. İlk kampımızda "Siyanürlü altına hayır" diyen Bergamalı köylülerin yanında olduk.
Dikili'deki kampımız, Kürt ve Türk gençliğinin barış ve kardeşlik buluşmasına ev sahipliği yaptı. Tüm dünya gençliğinin kardeşliğini haykırdık.
Geçtiğimiz yıl Gönen'de yapılan kampımızda ise 1500 genç "Kriz kapitalizmin, Gelecek bizimdir" diye haykırdı.
Şimdi daha heyecanlıyız. 2010 yılında düzenlenecek "Uluslararası Anti Faşist, Anti Emperyalist Gençlik Kampina" Türkiye gençliği olarak ev sahipliği yapacağız. Bütün gençleri, şimdiden bu kampa katılmaya ve kamp organizasyonunda görev almaya çağırıyoruz.
Yaşasın Gençliğin Enternasyonal Dayanışması!
EMEK PARTİSİ PROGRAMI'NDAN
-
Sendikasız, sigortasız işçi çalıştırma yasaklanacaktır.
-
İşçi ve emekçilerin, bütün sağlık giderleri, hastane ve ilaç masrafları devlet tarafından karşılanacaktır.
-
İşsizlik önlenecek ve iş güvencesi sağlanacaktır.
-
Tıp eğitimi, toplumun temel sağlık sorunları öncelikli ve bilimsel gelişmeleri yakından izleyen nitelikte olacaktır.
-
Eğitim çağındaki bütün insanların, ülkenin sosyal ve ekonomik koşullarına uygun olarak, parasız, eşit olanaklarda, demokratik ve özgür bir eğitim görmesi sağlanacaktır.
-
Sermaye egemenliğinin dayanaklarından biri ve parçası olan eğitim sistemine son verilecektir.
-
Her türden okul katkı payı ve harç kaldırılacak, öğrenim ve eğitim kurumlarındaki özelleştirme durdurulacak, çocuklara ve gençlere fırsat eşitliği tanınacaktır.
-
İlk, orta ve yükseköğrenimde demokratik, bilimsel ve parasız eğitim gerçekleştirilecektir.
-
YÖK ve ÖSS benzeri kurum ve uygulamalar kaldırılacak, özerk demokratik üniversite düzeni kurulacaktır.
-
Öğrencilerin, hak talep etme, örgütlenme ve politik yaşama katılma özgürlüğü eksiksiz olarak güvence altına alınacaktır.
-
Sporun, gençliğin uyuşturulmasının, yerel ve ulusal düşmanlıkların, ilkel şovenist duyguların ve bireyci rekabetçiliğin halk arasında meşrulaştırılmasının aracı ve ticari bir sömürü sektörü olarak kullanılmasına son verilecektir.
-
Boş zamanın verimli değerlendirilmesi ve bedensel eğitim olanaklarının genişletilmesi sağlanacaktır.
-
Bütün halkın sağlığını gözeten, kitle sağlığını koruma ve geliştirme programları yürürlüğe konulacaktır.
-
Kapitalist kar hırsı ve tekelci rekabetin, denizleri, akarsuları, ormanları, toprağı ve havayı kirletmesine, doğayı tahrip etmesine son verilecektir.
-
Teknolojinin, kar güdüsünün emrinden çıkarılması ve üretimin artırılması kadar, doğa ve çevre sağlığının korunması için de kullanılması sağlanacaktır.
-
18 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasaklanacaktır. Kimsesiz çocukların bakımı ve eğitimi güvence altına alınacaktır.
-
Genç işçiler için işgünü altı saat olacaktır. Gece ve sağlığa zararlı koşullarda çalıştırılmaları yasaklanacaktır.
-
Genç işçi ve çıraklar üzerindeki yarı feodal sömürü kaldırılacak; her türlü angarya, çıraklık ve sigortasız çalıştırma yasaklanacaktır.
-
Asker gençlik üzerindeki dayak, her türden kişisel eşitsizlik ve baskı kaldırılacak, zorunlu askerlik sistemi kaldırılarak askerlik yaşamı demokratikleştirilecektir.
-
Er ve erbaşlara sendika kurma hakkı tanınacaktır.
-
Kütüphaneler, müzeler, konser ve sergi salonları yaygınlaştırılacak, bütün kültür hizmetleri, bütün halk için ücretsiz hale getirilecektir.