‘Üsküdar’ anlayışına karşı gençlik ne yapacak?

Ahmet Akarsu

16 Nisan referandum sonuçlarını hepimiz yakından takip ettik. Bir dizi tartışmaları dinledik. OHAL koşullarında gerçekleşen referandumda, şaibeler ile sonuç “evet” çıktı. “Hayır, şaibe var” diyen ve tepki gösteren kitlelere polis müdahalesi yaşanırken, “şehadet” sloganları ile ülkeyi kutuplaştırmaya çalışan bazı gruplar elini kolunu sallayarak haksız yere “kazanılan”, “evet”i kutladı.

EŞİT KOŞULLARDA YAPILMAYAN BİR SEÇİM!

Sürece dair ilk dikkat çekilmesi gereken konulardan birisi kuşkusuz, seçim günü “propaganda yasağı”nın ihlali diyebiliriz. AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kalemşörlüğünü yapan gazeteler (Sabah, Yeni Şafak, Star vb.) seçim sabahı “Evet, Söz Milletin” manşetleri ile çıkmıştır. Birçok ilde AKP’nin billboardlarda “evet”e çağrı yapan afişlerin bulunması, “tercih” yerine “evet” mühürlerinin basılması, “evet” balonlarının uçurulması, seçim yasağını delen bir tabloyu gözler önüne sermiştir! Başta Kürt illeri olmak üzere birçok yerde “hayır” diyen sandık görevlilerinin gözaltına alınması, seçimin hiç de eşit koşullarda yapılmadığının göstergesidir!

GELECEĞİMİZİ ŞAİBELERE BIRAKMAYACAĞIZ!

Diğer bir konu ise, YSK’nin tutumu… YSK referandum öncesinde mühürsüz pusulaların geçersiz olduğunu açıklamasına rağmen oylar kullanıldıktan sonra birdenbire bu pusulaların geçerli olduğunu açıkladı. YSK Başkanına “Neden böyle oldu?” diye sorulduğunda ise verdiği yanıt, “AKP’nin müracaatı üzerine karar verildi” oldu. “Karar yasaya uygun mu” sorusunu ise yanıtsız bırakıyor. Yaklaşık 2.5 milyon oyun nereden geldiği belli olmayan mühürsüz oylar olduğunu bir memleket biliyor! YSK’nin hakemlik etmesi gereken bu maç şaibelidir!

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” yani iş bitti diyor. Peki ya geçmişte YGS sınavlarında şifreyi-kopyayı yandaşlara verenlere ne demeli? Onları koruyup kollayanlara “Allah bizi affetsin” diyenlere ne demeli? Geleceğimizi ilgilendiren her durumda bir ‘oyun’, ‘şaibe’ var… Geleceğimizi şaibelere mi bırakacağız?

‘BİZ BÜYÜĞÜZ BİZ! YAŞAR USTA!’

2019’da yürürlüğe girecek sistem, daha seçimler olmadan tarafını ve tutumunu ilan etmiştir! Gençliğin bulunduğu her alanı, baskı altına almaya, gençliği yıldırmaya ve kendi ‘borusunu öttürmeye’ başlamıştır! Ülkenin sürekli patlamaların olduğu bir ülke haline gelmesi, yaşam kaygısı, sınavlarda kopyalar, akademisyenlerin ihracı, işsizlik kaygısı akıllara gelen her şeyde gençliğin önüne set çeken bir aygıt duruyor! Referandum öncesi her kesimden gençliğin “gelecek kaygısı” referandum sonrası da bitmiş değil, büyüyerek ilerliyor. Elbette sonuç ne olursa olsun, mücadele edeceğiz! Ama Yeşilçam’ın karakterlerinden Münir Özkul’un canlandırdığı Yaşar Usta’nın dediği gibi, “Sen mi büyüksün ben mi? Ben büyüğüm ben Yaşar Usta” diyeceğiz!

Sonuçlarda göstermiştir ki, gençliğin eğilimi “hayır”dan yanadır! Ülkenin yarısının “hayır” dediği bu çarpık/burjuva sistemden gençliğe bir “hayır” yoktur/çıkmayacaktır da! Seçim sonuçları detaylı incelendiğinde görünen tablo üniversite gençliğinin bulunduğu her ilde/bölgede oylar çoğunluklu “hayır”dır! Belki herkesin aklındaki tek soru: “Şimdi ne yapacağız?” Gelin birlikte neler yapabileceğimizi konuşalım…

‘ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ?’ SORUSUNUN YANITI GENÇLİĞİN ELİNDE…

Çok açık söylemeliyiz ki, tek çözümümüz; örgütlü bir mücadele yürütmekten geçiyor! Bireysel olarak hareket eden gençliği ringde köşeye sıkıştıran iktidar, ‘tek adam’ yönetimi, birlik olmuş gençliğe karşı elbet gardını düşürecektir! Tarihsel deneyimlerimizden yararlanmak tüm gençliği rahatlatmalı aynı zamanda mücadeleye sevk etmelidir! Takım oyunu oynamak bizlere kazandırır! Umudu dürtme zamanı geldi de geçiyor! “Evet”, “hayır” diyen tüm kesimleri bölmek isteyen iktidara en güzel yanıtı TÜPRAŞ işçileri göstermiştir! Hem patronlara, hem sisteme işçilerin birliğini göstermiş, en güzel cevabı vermiştir!

Gençliğin biriken öfkesini, bireysel bir mücadele ile değil örgütlü bir mücadeleye çevirmeliyiz! Üç kişi-beş kişi demeden, irili-ufaklı tartışmalar ile bulunduğumuz yerlerde “neler yapabiliriz?”i konuşmalıyız! Yaklaşan 1 Mayıs, Birlik-Mücadele ve Dayanışma Günü, her kesimden gençliğin kendi talepleriyle, kendi renkleriyle alanlarda olacağı bir gün olacak! Ve bizim bu taşın altına elimizi koymaktan başka çözümümüz yoktur! AKP İktidarı dışında bir hükümet görmemiş bir gençlik kuşağı olarak, söylüyoruz: Gelecek bizimdir!

*Emek Gençliği MYK Üyesi