Üniversitelerde nasıl bir mücadele?

By  |  0 Comments

Deniz ORTAKÇI
Ankara

Bu sorunun yanıtı tek bir reçeteyle verilemez elbette. Üzerine çokça yazılar yazılmış, konferanslar gerçekleştirilmiş, söylevler verilmiş bir konu üniversite gençliğinin mücadelesi.
Güncel duruma istinaden biz de bir şeyler karalama gereği duyduk.
SON GELİNEN NOKTADA
YÖK BİLE…

80 darbesi üniversiteler açısından da bir dönüm noktası olduğu aşikar. YÖK’ün kurulmasıyla birlikte üniversiteler piyasacı bir mantıkla yeniden şekillendirildi. Üniversitelerin beton duvarları yükseltildi, dikenli teller çekildi, giriş çıkışlara özel güvenlik birimleri konuldu, öğrencilere yönelik soruşturma, uzaklaştırma vb uygulamalar had safhaya çekildi. AKP hükümeti de bu saydıklarımızın hayata geçirilmesinde “en militan” tutumu takınan hükümet oldu. Hatta bunlar da yetmemiş olacak ki bugün de polisiyle, milliyetçi çeteleriyle, yandaş basınıyla, İHH gibi kurumlarla ve kendi gençlik kollarıyla üniversiteleri kuşatıp, demokratik üniversite mücadelesine tamamen diz çöktürmeye çalışıyor. Artık,YÖK’ün bile ortadan kaldırılıp üniversitelerin doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlandığı bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Zaten var olan durumda YÖK’ün işlevinin bundan pek de bir farkı yok.
KARŞI CEPHENİN
GÜÇLENMESİNE OLANAK
TANIMAYAN BİR MÜCADELE!

AKP’nin bugün üniversitelere yönelik müdahalesinin en karakteristik özelliklerinden biri provokasyon yaratmak. “Türbanlı arkadaşlarımıza saldırdılar”, “Namaz kılanlara saldırdılar”, “ Mescitleri işgal ettiler” gibi söylemler, üniversite içindeki ve dışındaki kesimlerin kutuplaştırılmasında kullanılıyor. İşin iç yanında demokratik üniversite söylemi karartılıp IŞİD’e, Nusra’ya örgütlenmeler gerçekleşiyor. Öğrenciler bu durum karşısında sesini yükselttikten sonra da “mağdur edebiyatı” ile karşı karşıya kalıyoruz. İşte bu noktada üniversitede demokrasiyi, bilimselliği, özgürlüğü savunan güçler olarak daha etkili bir mücadele vermeliyiz. Karşı cephenin saldırılarını “onlara gördüğümüz yerde saldırarak” karşılayamayız.
Üniversitelerde kaba bir şiddet ortamı tam da bugün karşı cephenin istediği bir durum. Burada istenenin üniversitelerdeki mücadeleci kesimleri “budamak”, polisin girişini meşrulaştırıp üniversiteleri birer karakol haline getirmek ve öğrencileri kendi arasında
bölüp ayrıştırmak olduğunu görmeliyiz. Karşı cephenin güçlenmesine olanak tanımayan bir mücadelenin başlıca unsurlarından birisi güçlü bir teşhir çalışmasıdır. Karşı cephenin söyleminin ardındaki faaliyetlerini, ne yapmak istediklerini, politik hedeflerini bütün üniversiteye net ve çarpıcı şekilde ifşa etmeliyiz. Örneğin İHH bugün okullarda Suriye’ye yardım adı altında standlar açarken; onların faaliyetinin ardındaki AKP ile, cihatçı çetelerle ilişkilerini; gençliğin emperyalist planlar uğruna ölmek ve öldürmek istemeyeceğini geniş kesimlere anlatarak ancak onların “derdini anlatma zeminini” ortadan kaldırmış oluruz.
CİHATÇILARIN ÖRGÜTLENMESİ İLE KANTİN SORUNU ARASINDAKİ İLİŞKİ
Bölgedeki savaş tırmandırılırken üniversite öğrencileri için hayat koşulları giderek zorlaşıyor.
Her sene düşürülen devlet yurdu kontenjanları yüzünden karşı karşıya kaldığımız özel yurtlar; ateş pahası olan ve her sene zamlanan kantin, yemekhane fiyatları; elimizden alınan formasyon hakkı; kütüphanelerin, laboratuvarların yetersizliği ve artarak devam eden çokça sorunla karşı karşıyayız. Şimdi cihatçı örgütlenmelerle, Ak Gençlik’le okullarda polis, ÖGB şiddetini tırmandıranlar bizim var olan sorunlarla mücadele etmemize de engel olmaktadırlar. Bu yüzden gericiliğe karşı vereceğimiz mücadeleyi var olan ekonomik, sosyal taleplerimizle birleştiremezsek; bizi çok daha kötü koşullarda yaşamanın beklediğini görmemiz gerekir. Çünkü barınma, beslenme, formasyon gibi sorunlarımızla; cihatçı çeteleri okullarda örgütlendirenler ortak kaynaktan çıkıyor.
BİTİRİRKEN…
Sayfalarca yazılar yazılıp üzerine tartışabiliriz. Ancak önümüzde bir o kadar da yaşayarak öğreneceğimiz bir dönem duruyor. Üniversite gençliği toplumsal hareketlenmelerde en hızlı ve en güçlü tepkiyi gösteren kesim bizim ülkemizde. ODTÜ ayakta eylemleri, Gezi direnişi, Berkin, Soma eylemleri bunlara birkaç örnek. Hem siyasi hem ekonomik ve sosyal baskıların arttığı bu yeni yılda yeni mücadelelere şahitlik edebiliriz. Ama bunu beklemek yerine demokratik, bilimsel, laik, özgür ve özerk bir üniversite için mücadele edenler olarak tüm gücümüzle gençliğin kitlesel mücadelesini örgütlemeye seferber olmalıyız. Üniversitelerin mücadele tarihi önemli bir birikime sahip ve şimdi bu birikimin üstüne çok daha fazlasını ekleyerek ilerlemenin tarihsel misyonu bizim sırtımızda.


KİTLELERDEN AYRIŞMAYAN, YALNIZLAŞMAYAN BİR MÜCADELE !

Marx’ın Fransa’da Sınıf Savaşımları kitabının ön sözünde Engels şöyle diyor “ Baskın saldırıların, bilinçsiz yığınların başında bilinçli bir küçük azınlık tarafından gerçekleştirilen devrimlerin zamanı geçti. Toplum örgütlenmesinin tümüyle dönüşümünün söz konusu olduğu yerde, yığınların kendilerinin de içinde yer almaları, neyin söz konusu olduğunu, kendilerinin ne için işe karıştıklarını bedenleri ile, ruhları ile, önceden anlamış olmaları gerekir.”
Üniversite gençliği mücadelesi için de bir grup ilerici, devrimci gençlerin; üniversitenin geri kalan büyük bölümünü kazanamadan yapacağı her hamle belki küçük kazanımlara yol açsa da yarın daha büyük sorunları doğuracaktır. Bu yüzden de öğrenci gençliğin ana kitlesinden kopmaya vesile olacak, yalnızlaşacak bir mücadele çok uzun ömürlü olmayacaktır. Bu noktada verdiğimiz mücadele öğrencilerin var olan talepleriyle birleşen bir mücadele olmalıdır.