ROTA: Referanduma Bir Kala

By  |  0 Comments

Dergimizin bu sayısı 16 Nisan’da yapılacak olan Anayasa değişikliği öncesindeki son sayı durumunda. Uzunca bir zamandır dergimizde referanduma dair çokça içeriğe yer vermiş olduk. Bu değişikliğin ne getirdiği ne götürdüğü olsun, bizim için ne anlam ifade ettiği olsun, temas edebildiğimiz gençlik kesimlerinin ne gibi eğilimleri olduğu konusu olsun…Şimdi çok kısa bir zaman kala gelin yine birlikte düşünelim bu referanduma dair ne yapacağımızı…

DÜŞÜN ARKADAŞIM

Oyumuzu kullanmadan önce bir kez daha düşünelim. Mesela genç işsizliğin giderek arttığını, istihdam projelerinin tutmadığını, ekonominin bu gidişle düzelmesinin çok zor olduğunu ve en büyük yükü biz emekçi çocuklarının çekeceğini düşünelim. Eğitim hakkımızın nasıl gasp edildiğini düşünelim. Barış istediği için, hükümetle her zaman aynı şeyi söylemediği için atılan hocalarımızı, bilim insanlarını düşünelim. Meslek liselinin üniversiteye geçiş hakkının elinden alınmasını, eşitsiz sınav sisteminin yarattığı bunalımları, sınav yüzünden intihara sürüklenen kardeşlerimizi düşünelim. Cezaevindeki gazetecileri, haber alma hakkımızın nasıl engellendiğini düşünelim. Sonra 10 Ekim’i, 13 Mart’ı, Istanbul’da, Kayseri’de, İzmir’de patlayan bombalarla katledilen arkadaşlarımızı düşünelim, orada hayatını kaybedenleri emperyalist yayılmacı çıkarları için kullanıp Suriye’ye savaş açarak 70’den fazla emekçi çocuğunun ölmesine neden olanları düşünelim. Bir dönem “bir grup öfkeli Müslüman genç” diye tarif ettikleri, “Esad’ı devirecek, Kürtleri yok edecek” diye destekledikleri Orta Doğu’dan Avrupa’ya Amerika’ya dünyayı kana bulayan katil çetesi IŞİD, 2 askeri vahşice yakarak öldürürken ve bunu sosyal medyada paylaşırken, bunun hesabını sormayıp üstünü kapatanları düşünelim.

DEĞİŞMEYEN YOKSULLUĞU DÜŞÜN

Soma’yı, Ermenek’i düşünelim. Kuralsız, güvencesiz, esnek ve ucuza çalışmak zorunda kalan ve iş cinayetlerinde hayatını kaybeden yüz binleri aşan emekçileri düşünelim. Üniversite, lise öğrencisi olup da harçlığını çıkarmak için inşaattan düşerek, makinenin altında kalarak can veren kardeşlerimizi düşünelim. Bu koşullarda çalışmaya neden mecbur bırakıldığımızı düşünelim. Söylenen yalanları, taşeron işçiye verilmeyen kadroları, yasaklanan grevleri düşünelim. Asgari ücreti açlık sınırının altında belirleyenlerin “İstemenin sonu yok, ne yapalım” diyen pişkinliğini düşünelim. Değişmeyen hatta giderek büyüyen yoksulluğu düşün. Dolar yakarak ekonomiye can vereceğine inananların, kıt kanaat geçinenlerin aklıyla nasıl dalga geçtiklerini düşünelim. Düşünelim, Abd’ye kızıp dolarla burnunu silme, Hollanda’ya kızıp portakal sıkma, Ülker’e kızıp çikolata yakma eylemlerini örgütleyen akıl bizi nereye götürür.

HAKKIMIZIN YENİLMESİNE ORTAK OLANLARI DÜŞÜN

Yıllarca can ciğer olup, devletin her kademesinde kadrolaşmalarına izin verilirken biz emekçi çocuklarının hakkının nasıl yenildiğini düşünelim. Sınavlarda çekilen kopyaları, şifre skandallarını düşünelim. Bunun hangi dönemde kimler tarafından yapıldığını düşünelim. Bugün çıkar çatışması yüzünden düşman haline gelen, dün hakkımızın yenilmesine ortak olanları düşünelim. Genç nüfusuyla övünüp bir o kadar da gençliğe hiç bir şey katamayanları tersine geleceğini karartanları düşünelim. Sporda doping, şike skandallarına her gün yenisi eklenirken, kültür, sanat, felsefe, bilim alanlarında fikri sefaletin ne kadar artmış olduğunu düşünelim.

DAHA DÜŞÜNECEK ÇOK ŞEY VAR…

Şüphesiz daha düşünecek, söyleyecek çok şey var. Ama bu kadarını bile düşündüğümüzde çıkardığımız sonuçlar 16 Nisan günü elimize alacağımız tercih mührünü “Hayır” yönünde kullanmamızı gerektiriyor. Çünkü memleketi bataklığa sürükleyenlerin, sorunları çözeceğiz dedikçe daha da bataklığa daha çok çekildiğimizi görüyoruz. Ama umudu dürtmenin yolu bugün “Hayır” demekten geçiyor.” Evet” çıkmasını isteyenlerin tek bir nedeni var o da koltuğu sağlama almak, bizim ise “Hayır” demek için çok daha fazla nedenimiz var. Sayılı günler kalsa da bir arkadaşımızı daha ikna etmek, çalışmaya katmak için geç değil. Biraz klişe olacak ama son cümlemiz de şöyle olsun: 17 Nisan günü “Hayır”lı bir Türkiye’de uyanmak dileğiyle…