Kampanya; Üniversite, Bilimi, Barışı ve Özgürlüğü Savunuyor

By  |  0 Comments

Emek Gençliği ‘Üniversiteler Bilimi, Barışı ve Özgürlüğü Savunuyor’ sloganıyla bir kampanya başlattığını ilan etti. Biz de Emek Gençliği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Bilgesu Karakulak ile ilan edilen kampanyaya ilişkin bir sohbet ettik; üniversiteleri, gençlik mücadelesini, üniversitelilerin taleplerini ve daha pek çok konuyu konuştuk.

Emek Gençliği bir kampanya ilan etti. Bunu konuşacağız elbette ama öncesinde biraz kampanyayı ilan ettiğiniz ülke koşullarını değerlendirelim istiyoruz. Hangi koşulları nasıl değerlendirerek böyle bir kampanyaya ihtiyaç duydunuz?
Türkiye’nin koşullarını çok geniş değerlendirebiliriz. Sermayedarların temsilcisi AKP hükümeti bir takım hesaplar içinde, bizim geleceğimizin üzerine çöreklenmiş durumda. Kürt illerinde aylardır sürdürdüğü katliam ve savaş politikaları ile yüzlerce sivili katleder, sokağa çıkma yasakları ile bölgeyi yönetmeye çalışırken, batı illerindeki her bir mücadeleyi ise Kürt illerinde sürdürdüğü savaş politikasına dayanarak ezmeye çalışıyor. Bunu yalnızca demokrasi mücadelesine ilişkin olarak söylemiyorum. Asgari ücretin arttırılması ile ek zam ve kıdem tazminatının kaldırılması işçi sınıfının, emekçilerin en çok tartıştığı konulardan biri. Başta Renault olmak üzere irili ufaklı çokça fabrikada hareketlilikler olduğunu görüyoruz. Keza geçtiğimiz dönem pek çok üniversiteden gençlerin işsizlik korkusu ve geleceksizlik kaygısıyla çeşitli eylemler yaptıklarını, formasyon eylemlerinde birleştiklerini gördük, genç kadınlar, meslek liseli öğrenciler…  Yaşam koşullarının ağırlaştığı, dahası savaş politikaları ile de taçlandığı böylesi bir dönemde kitlelerin baskı ve korkutma ile sindirilmek istenmesi tam bir burjuva iktidarı senaryosudur. Ciddi bir baskı ortamının söz konusu olduğunu söylemiştik. Ama şöyle bir ek yapmak isterim; sonuçta bizim bu kampanyayı ortaya çıkardığımız koşulları da göz ardı etmeyeceksek eğer: savaşın karşısında barışı, halkların barışını, kardeşliğini savunmaya kararlı bir kesimin de olduğunu söylesek yanlış olmaz. Bunun üniversitelerden tutun da işçilere emekçilere kadar büyük bir kesimi kucaklayan bir aslında durumu var yani.
ÜÇ İSİM, ÜÇ ÖZET, BİR ‘DİKKAT’
Gençlik açısından bu koşullara bakacak olursak?
Ben şöyle üç isim hatırlatarak bu soruya cevap vermek istiyorum. Cemile, Berrin, Kenan. Bu isimler sırasıyla 13,15 ve 17 yaşındaydı. ‘-Dı’ diyorum çünkü üçü de artık hayatta değiller. Cemile bölgede süren savaşta, Berrin lise sınavında istediği puanı alamadığı için banyoda, Kenan ise çalıştığı inşaatın tepesinden düşerek can verdi. İşte gençlik açısından özetimiz böyle! Egemenle bugün işçi sınıfına ve emekçilere baskı ve sömürü koşullarını dayatırken genç kuşakları da aynı cendereden geçirmek istiyor. Bakın daha biz röportajı yaparken Nabi Avcı’nın ataması yapılmayan bir öğretmenin intiharı için ‘dikkat çekmek için yapmıştır’ dediği haberini okuduk. Hem sömürü koşullarını dayatacaksın, hem de gençliğin hak taleplerini, müadelesini ezmeye çalışacaksın, yetmeyecek intihar edenleri de ‘dikkat çekmek’ ile suçlayacak adeta dalga geçeceksin. Bugün gençlik kesimleri açısından temel hakların gaspından, bir gelecek kaygısına kadar epey ‘dikkat çekici’ sorunun olduğunu söyleyebiliriz.
BURJUVAZİ ‘TESADÜFLERİ’ SEVER
Tüm gençlik kesimlerinden, işçi ve emekçi kitlelerden bahsettin ama bu kampanya üniversitelere dönük. Anlattığın koşullar içinde üniversitenin yeri nerede peki?
Şimdi çatışma ortamından falan çokça bahsettik. Baktığında barış bu çatışmalı ortamın karşısına alternatif olarak koyduğumuz bir kavram. Bunun dışında biz orda yani üniversiteyi üniversite yapan belki de çok önemli bir kavramı kullanıyoruz: Bilim. Şimdi sorduğun soruya gelirsek eğer, üniversite bugün bilimin yuvası olarak tarif edilirken, geleceğin mühendislerini, öğrencilerini, hukukçularını vesaire yetiştiren bir yer olarak tarif edilirken aslında tam da burjuvazinin çıkarlarına uygun bir duruma getirildi. Yani şöyle, devletin kendi politikalarına paralel olarak üniversite öğrencilerine doğrudan bu toplumsal baskı ortamında alıştırma ve aynı zamanda ülkeyi doğrudan sermayenin yönettiği bir durum söz konusuyken elbette onları da sermayenin birer kölesi haline getirmek konusunda uyguladığı bir politika var. Bununla beraber okula her gün polisin girdiği, ODTÜ’de mescit tartışmaları üzerinden üniversitelerin hedef haline getirildiği, İTÜ’de aynı şekilde tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçtik. İstanbul Üniversitesi’nde de buna benzer başka bir yerden bir tartışma çıkması tesadüf değil. Bu üniversiteler üniversite tarihine de baktığında gençlik hareketini doğrudan etkileyen üniversiteler. Dolayısıyla hükümetin doğrudan bu üniversiteleri özellikle de hedef almasının tesadüfi olmadığını düşünüyorum
‘OLDUĞUMUZ YERDEN OLDUĞUMUZ GİBİ CEVAP VERELİM’
Tablo biraz karamsar gibi gözüküyor anlattığın kadarıyla. Çünkü Türkiye’de her kesime dönük saldırının olduğundan, hak gasplarının yaşandığından, üniversitenin kendisine bütünlüklü bir saldırının yapıldığından bahsettin ama bu saldırılar gençlik hareketi açısından düşündüğümüzde nasıl püskürtülebilir?

Bu soru bizim kampanyamızın ortaya çıkış amacı. Biz bu kampanyayı, bu saldırıları nasıl püskürtebilirizin, aynı zamanda bunun karşısında öğrencilerin ‘ne yapabilirim’ sorusunun cevabını bulmak ve aslında bunu uygulamak için bu kampanyayı çıkardık. Şimdi biz burda şöyle bir şey söylüyoruz; bu saldırıları püskürtmek demek doğrudan bu saldırılara aynı şekilde cevap vermek, aynı biçimde cevap vermek anlamına her zaman gelmiyor.

Bu biçimden kastın ne?
Sermayedarlarrın hükümeti bir yandan soruşturma açarak saldırıyor, bir yandan eylemlere gazla copla silahla saldırıyor. Dolayısıyla biz diyoruz ki, biz üniversitelerde buna şu şekilde bir tepki vereceğiz; ortak talepler etrafında en geniş gençlik kesimlerinin mücadelesi ile. Burada kaldıraç noktası ise kulüpler, topluluklar, öğrenci temsilcilikleri. Öğrencilerin hem üniversiteye dair hem yaşantılarına dair söz söyleyebilecekleri yerler. Nasıl ki devlet, üniversiteye saldırıyorsa, üniversitenin de öğrencilerin de kendi mekanizmalarından, sınıflarından, kendi söz söyleme yerlerinden tepki vermesi gerektiğini savunuyoruz.

Kulüp ve toplulukların üniversiteye dair ses çıkarmasından bahsettin. Sadece bu mudur saldırıları püskürtmeni yolu? Emek Gençliği bunu mu kastediyor?
Hayır tabi ki. Kulüp topluluk temsilcilik bazında söylediğim, üniversitenin en geniş kesimlerini kapsayabileccek çatılardır aslında. Burada saldırıları geri püskürtebilmenin yolu öğrencilerin kendi renkleri ile, talepleri ile içinde oldukları, bulundukalrı yerden söz söyledikleri bir mücadele hattıdır. Üniversitenin kendisi bu kadar hedef tahtasında iken ‘nasıl bir üniversite’ sorusunun cevabını tüm bu bahsettiğimiz kesimlerle arayabilmektir. Mesela işte akademisyenlere yapılan bir saldırıya üniversitenin akademisyenleriyle beraber ses çıkarmasını da cevap vermesini de kapsayacak bir kampanya.

ORTAK İŞLER YAPAR HALE GELMEK
Akademisyenlerin imzasına destek olarak Türkiye’de 37 üniversiteden 154 kulüp ve topluluk hocalarına sahip çıktı. Bir imza metni açıldı ‘Üniversiteler Barış İstiyor’ diye ve gerçekten 154 tane topluluk ve kulüp hocalarımızın yanındayız dedi. Bu konuda ne diyorsun?
Ben az önce şöyle bir şey söyledim, kulüplerin, toplulukların ve öğrenci temsilciliklerinin beraber söz söyler ortak iş yapar hale gelmesi mücdelenin bir yönü. Doğrudan eylemle tepki verilmemiş olması bu üniversitenin memnun olduğu anlamına gelmez ya da bu üniversitede buna karşı ses çıkmayacağı anlamına gelmez.

Peki şimdi biraz kampanyayı konuşalım. Gerçi sen önceki cevaplarında da hep bir kampanya vurgusu yaptın ama. Biz biraz orayı açmak istiyoruz.
Aslında şöyle bir şey söz konusu. Biz bu kampanyada öğrencilerin kendi organlarını, örgütlerini, kendilerini katabildiği, kendi taleplerine değen, kendi öğrenci olmaktan kaynaklanan problemlerinin de çözümünün beraber hareket etmekte olduğunu gösteren, aynı şekilde üniversiteye yapılan bu saldırıların ülkede devam eden bu çatışma-savaş ortamının içerisinde bir başka bir alternatifinin olduğunu tekrardan görme ve başka bir alternatiflerinin olduğunu tekrardan görme ve bunun için mücadele etmeye çağırıyoruz.
Değemediğimiz, ulaşamadığımız çokça kesime ulaşıp onlarla bir kere daha barışın ne demek olduğunu tartışmak , bilimin üniversitede nasıl olması gerektiğini savunmak, özgürlük ve üniversitenin arasındaki ilişkiyi anlatmak ve onu da bir yere katmak…


BÜTÜN HER YERDE!

Şimdi biraz daha somutlamak adına bahsettiğin çerçevede üniversitelerde nasıl bir çalışma öngörüyorsunuz? Üniversitelerde nasıl sürdürülecek bu kampanya?
Elbette bu kampanyayı yürütürken her üniversitenin kendi özgün koşullarını göz önünde bulundurarakörgütleyeceğiz. Yani her yerde aynı şeyi yapmak değil her yerin kendi koşullarına göre hareket ettiğimiz bir durumdan bahsediyoruz. Belli başlı üniversitelerde büyük çaplı paneller forumlar etkinlikler düzenleme şansımız olabilir. Ama tersinden bazı üniversitelerde de birçok ajitasyon ya da propaganda kanalımız kapatılmış olabilir. Mesela afiş asamıyor olabiliriz, bir etkinlik örgütleme şansımız olmayabilir. Zaten bu kampanyanın kendisi üniversitede ne şekilde olursa olsun bilimden barıştan ve özgürlükten yana bir üniversite için taş üstüne taş koymaya çağrıdır; üniversitede derse girdiğimiz sınıfımızdan, amfiden başlayarak çevremizdeki herkesle barışı bilimi özgürlüğü tartışmak, nasıl bir üniversite olması gerektiğini anlatmaktır. Türkiye gençliğinin talepleri ortadadır; parasız, nitelikli, bilimsel bir eğitim! Demokratik bir üniversite! Bu taleplere karşılık ne yapılması gerektiğini biliyoruz, ancak bunu bilmeyen kesimlere de ulaştırmak da aslında Emek Gençliği’nin söylediği bu üniversite kavramını anlatmak ve onların da ikna olmalarını sağlamaktır bizim esas görevimiz. Dolayısıyla doğrudan bütün üniversitelerden ses çıkabilecek bir duruma getirmektir üniversiteleri.